Cesur Yeni Dünya’yı okurken rahatsız eden şey baskı değil; rahatlık. Kimse zorlanmıyor, kimse acı çekmiyor, kimse itiraz etmiyor. Ve tam da bu yüzden insanın içi daralıyor. Çünkü bu dünyada özgürlük yasaklanmamış; gereksiz hâle getirilmiş.
Hikâye ilerledikçe fark ediyorsun ki: İnsanlar kandırılmıyor, isteyerek vazgeçiyor. Düşünmekten, hissetmekten, derinlikten. Her şey “mutlu” ama sığ. Huxley seni korkutmak için bağırmaz; gülümseyerek yaklaşır ve tam o anda yakalar.
Kitabı kapattığında şu soru kalıyor: Eğer zincirler görünmüyorsa, hâlâ zincir midir? Cesur Yeni Dünya, bunu uzun süre akıldan çıkarmayan bir roman.
Konusu:
Bu dünyada insanlar doğmadan sınıflara ayrılır, mutluluk kimyasallarla garanti altına alınır, acı gereksiz sayılır. Kimse aç değildir, kimse mutsuz değildir, kimse itiraz etmez. Her şey düzenlidir. Roman ilerledikçe, bu kusursuzluğun bedelinin özgür irade olduğu yavaş yavaş ortaya çıkar. Huxley, baskıyı yasaklarla değil, hazla kurar. Bu yüzden roman rahatsız eder: Çünkü burada kimse zorla susturulmaz, herkes isteyerek susar. Cesur Yeni Dünya, mutluluğun sorgulanmadığı bir düzenin gerçekten yaşanabilir olup olmadığını sorar.
— Aldous Huxley