·494 syf.····Okunma: 28 Ekim 2025 13:12 Her insanın, kadın erkek fark etmeksizin, çocukluk arkadaşıyla komşu olma ve ileride çocuklarını birlikte büyütme gibi bir hayali vardır. Bu istek genelde küçük yaşta başlar ve büyüdükçe de kolay kolay kaybolmaz. Çünkü insana güven ve huzur duygusu verir.
Kitapta bu hayalin yaşanıyor oluşu beni hem mutlu etti hem de içimde tatlı bir kıskançlık uyandırdı. Okurken keyif aldım ama bir yandan da “Keşke…” dedim. Böyle bir hayatın ihtimali bile insanın içine dokunuyor.
Efla karakterine gelince… Onun şımarık ve benmerkezci tavırlarını yadırgamadım. İki ailenin göz bebeği olarak büyümüş, el üstünde tutulmuş, sevgiyle sarılmış bir ortamda yetişmiş biri için böyle olması çok doğal. Bu yüzden Efla’ya karşı içimde kötü bir duygu oluşmadı. Onu anlamak zor değildi.
Kitabı sevmeme rağmen bitirmem uzun sürdü. Geçmiş sahneleri okumayı aslında severim ama burada aradan geçen sekiz yıl beni fazlasıyla yaraladı. Sekiz yıl… İçine kaç yanlış anlaşılma, kaç bastırılmış cümle, kaç söylenmemiş özür sığar kim bilir. En ufak bir kırılma büyüyüp bağları koparmış. Bu sekiz yıl o kadar ağır geldi ki geçmiş bölümleri tam anlamıyla sindirerek okuyamadım.
Efla’nın annesinin hastalığı ve Akgün’ün erkek kardeşinin geçmişte yaşadığı sağlık sorunu beni çok düşündürdü. Çünkü böyle durumlar insana hayatın ne kadar hassas olduğunu hatırlatıyor. İnsan çoğu zaman sağlığını garanti gibi görüyor ama aslında hiçbir şey kesin değil. Bir gün her şey normalken, ertesi gün bambaşka bir gerçekle yüzleşmek mümkün.