Timsah, tuhaf bir olayla başlıyor: Bir adam, sergideki bir timsah tarafından yutuluyor. Garip olan şu ki adam ölmez, sesini de kaybetmez. İçeriden konuşmaya devam eder. Asıl tuhaflık da burada başlar zaten.
Kurtarmak yerine tartışırlar. Yetkililer devreye girer, fakat mesele bir insanın hayatı olmaktan çıkar, prosedüre dönüşür. Adam içerideyken, dışarıda sistem
gayet düzgün çalışır.
Herkes hesap kitap peşindedir. Kimisi maddi zararını düşünür, kimisi itibarını, kimisi konumunu. Adama yardım ediliyormuş gibi yapılması bir trajiydi. Ortada gerçek bir kurtarma telaşı yoktur.
Toplumun bu durumu bu kadar çabuk kabullenmesine hem şaşırdım, hem de çok kızdım.
Hikâye ilerledikçe timsah iyice geri planda kalır. Anlatı, etraftaki insanların tavırlarına, konuşmalarına ve durumu ele alış biçimlerine odaklanır.
Kitap tam burada rahatsız edici bir yere evrilir. Çünkü mesele artık kurtarılmak değil, kalmayı kabullenişidir.
Metin kısa, dili net.
Dostoyevski, absürtlüğü kullanarak sistemi, itaat kültürünü ve insanın nasıl kolayca bir duruma, bir olaya, hatta bir nesneye indirgenebildiğini gösterir.
Kitabın teması; sistemin insanı nasıl öğüttüğü, bireyin sorumluluklardan kaçma isteği ve toplumun bu durumu sessizce kabullenişidir. Önemli olan düzenin bozulmamasıdır. İnsan, canlıyken bile görmezden gelinebilir.
Ben okurken şunu düşündüm:
Bazen insanın kaybolması için ortadan yok olması gerekmez. Görülmemesi yeterdi .Keyifle okudum...