Türkan’ın hikâyesi uzun süre bekleyen bir zincirin kırılmasıyla başlıyor. Kendi hayatının kenarında durmuş bir kadın. İsteklerini ertelemiş, alışmış, susmuş. Eşi Orhan’ın ölümüyle hayatında bir boşluk açılıyor. Bu kayıp, onu istemeden de olsa kendine doğru itiyor.Türkan'ın en sevdiğim şeyi acıyı yaşamayı, bastırmaya çalışmaması ve dramatize etmemesiydi.
Ayşe, Orhan’ın kız kardeşi ve eşi Levent'in yardımıyla bir yolculuğa başlıyor ansızın...
İlk kısım Türkan’ın 48 yaşına gelmiş içinde bulunduğu düzeni ve geçmişini temsil ediyor.
İkinci kısımda :
Ulaş ise hayatına sonradan giriyor; başka bir ihtimalin mümkün olduğunu hatırlatıyor. Ama bu bir aşk hikâyesi değil. Daha çok bir kadının kendi içinde yer değiştirmesinin izlerini ve dönüşümüne tanık oluyoruz .
Büyük olaylar yok ve dinginlikle ilerliyor.Sessiz ilerleyen bir anlatım var. Küçük kararlar, küçük yüzleşmeleri anlatımına odaklanıyor.
Türkan’ın kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenme sürecini ve kendimizden parçalar bulunmasına imkan kılıyor.
Okurken insan ister istemez durup düşünüyor. Hayatın içinde ertelenen şeyleri, alışkanlıkla sürdürülen düzenin neler olduğunu , Türkan’ın değişimi yavaş ama gerçek olduğunu hissettiriyor.
Melisa Kesmez sade yazmış. Süslemeden, büyütmeden. Duygu olduğu gibi geçiyor. Yazarla tanışma kitabım oldu ve kalemini sevdiğimi anladım.Okuma grubumla iyi ki okumuşsuz.
Bu tür içsel dönüşüm hikâyelerini sevenler rahatlıkla okuyabilir.