8/10
·392 syf.··
2019 20. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2019 19:15
O eski İngiliz topraklarının, yağmur sonrası ıslak çimen kokusunun, şöminede yanan meşe odununun çıtırtısının ve ipek elbisenin hışırtısının arasında doğmuş bir eser. Jane Austen’ın kaleminden çıkma ilk yayımlanmış roman, 1811’de, “Bir Hanımefendi” imzasıyla usulca piyasaya sürülmüş. Regency çağının tam göbeğinde, 1790’ların sonu, Sussex’in yemyeşil tepelerinden Devon’un yabani rüzgârlı vadilerine uzanan bir hikâye; sanki dönemin bütün o katı kuralları, miras oyunları, sessiz bakışmalar ve bastırılmış iç çekişler bir araya gelip kâğıda dökülmüş. Norland Park’ın geniş, taş merdivenli konağında, eski halıların üstünde, Henry Dashwood son nefesini verirken oğluna yalvarıyor: “Anneme ve kız kardeşlerime göz kulak ol.” Ama oğul John, karısı Fanny’nin zehir zemberek fısıltılarıyla, sözünü yarım yamalak tutuyor. İşte o an, Dashwood ailesinin hanımları anne Mrs. Dashwood, büyük kız Elinor, ateş gibi Marianne ve küçük Margaret birdenbire yoksulluğun gölgesine düşüyor. Mirasın büyük kısmı erkek varise gidiyor, kadınlara kalan birkaç yüz sterlinlik yıllık gelirle, taşrada mütevazı bir kulübeye, Barton Cottage’a sığınıyorlar. Çatı düşük, bahçe yabani, ama etrafta Sir John Middleton’ın malikânesi var; orada akşam yemekleri, kart oyunları, dedikodu fırtınaları ve arada bir düzenlenen country ball’lar... Elinor, on dokuzunda olmasına rağmen sanki otuzunda bir matron gibi: soğukkanlı, dudakları sıkı, gözleri her şeyi tartar. İçinde fırtınalar kopsa da dışarıya yalnızca sükûnet yansıtır. Duygularını dizginler; çünkü bilir ki bir hanımefendinin en büyük erdemi, kendini kaybetmemektir. Karşısındaki Edward Ferrars sessiz, utangaç, dürüst ama bir o kadar da çaresiz ona âşık olur, fakat annesi Mrs. Ferrars’ın demir pençesi ve miras tehdidi her şeyi zehirler. Elinor acı çekerken bile gülümser, misafir ağırlarken çay doldurur, mektup yazarken kelimeleri tartar. Marianne ise bambaşka: on yedi yaşında, piyanoda Beethoven çalarken gözleri dolar, Wordsworth okurken doğaya sarılır, yağmurda yürüyüp ıslanmaktan gocunmaz. Tutkusu taşar; sevgisi ya her şeydir ya da hiç. John Willoughby çıkar sahneye at üstünde, ıslak saçları alnına düşmüş, yakışıklı, cesur, tehlikeli. Marianne’in ruhu ona teslim olur; ama o adam, altın için başka bir kadını seçer. Marianne yıkılır. Ateş gibi yanar, günlerce yatar, neredeyse ölür. Austen burada romantizmin o yeni dalgasını, acımasızca gösterir: fazla duygu insanı tüketir, toplumun gözünde gülünç kılar. Etrafında dönen diğer figürler de o dönemin İngiltere’sini capcanlı resmeder. Mrs. Jennings, Londra’nın geveze, iyi kalpli ama patavatsız dul hanımı; Sir John’un av partileri, geyik avı sonrası kırmızı suratlı beyefendiler; Fanny Dashwood’un ipek elbisesi içinde hesap kitap yapan soğukluğu; Lucy Steele’in sinsice sır saklayışı… Hepsi, paranın, evliliğin, statünün ne kadar kırılgan olduğunu fısıldar. Bir hanımefendi için aşk güzel, ama ekmek parası her şeyden önce gelir. Miras yoksa, evlilik yoksa, tehlike kapıdadır. Austen’ın kalemi burada keskindir, ama asla bağırmaz. O ince alay, o hafif gülümseme… Sanki bir çay partisinde, fincanın arkasından bakarken söylenmiş sözler. “Sense” ile “sensibility” çarpışır; ama sonunda ikisinin de dengelenmesi gerektiğini söyler. Marianne uslanır, Elinor biraz daha duygusallaşır. Hayat, ne tamamen akıl ne tamamen tutku; ikisinin sessiz, zarif bir dansıdır. 1800’lerin başındaki o İngiltere’yi iliklerinde hissetmek istiyorsan, şunu hayal et: mum ışığında okunan mektuplar, at arabalarının çamurlu yollardaki sarsıntısı, baloda eldivenli ellerin birbirine değmesi, dedikodunun yayılışı gibi bir sis, ve her şeyin altında yatan o sessiz korku ya evlenemezsem, ya düşersem, ya yalnız kalırsam? İşte Akıl ve Tutku, tam da bu dünyanın aynası. Okurken sanki o dönemin havasını solursun: ıslak fundalıklar, şömine başı sohbetleri, bastırılmış gözyaşları ve en sonunda gelen o ağırbaşlı, tatlı zafer. Austen burada bize şefkatle, ama biraz da alayla, “Duygularınızla yaşayın, ama aklınızı da elden bırakmayın” der. Ve biz, iki yüz yıl sonra bile, o sözü duyunca içimizde bir şey kıpırdar..
1000Kitap
Akıl ve TutkuJane Austen · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20249,4bin okunma
·
57 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.