*Spoiler vardır*
Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan adlı romanını okudum. Açıkçası, çok övülecek bir eser olduğunu düşünmüyorum. Bunun en temel sebebi, kurgusunda ciddi sorunlar olması. Bazı bölümlerde gereksiz detaylara fazlasıyla yer verilmişken, olay örgüsünün ilerleyişinde önemli boşluklar bırakılmış. Örneğin, Emine Teyzelerin evindeki hizmetçi Fatma’nın ayağındaki nasırı bile öğreniyoruz, ancak Ömer’in, Nihat’ın veya Macide’nin karakterlerindeki köklü değişimlerin nedenleri net bir şekilde açıklanmıyor.
Ömer hapishaneye düştükten sonra “on gün boyunca çok düşündüğünü” söylüyor ama o günlerde Ömer’in iç dünyası neredeyse hiç aktarılmıyor. Sabahattin Ali, belki de bazı yerlerde okura yorum yapma ve boşlukları doldurma fırsatı bırakmak istemişti; fakat bence bunu başaramamış. Çünkü kurgu, başıyla ortası; ortasıyla sonu arasında çelişkiler barındırıyor. Kitabın başı ile sonu arasında adeta dağlar kadar fark var. Bu yüzden eseri bölüm bölüm incelemek daha doğru olur.
İlk Bölüm:
Ömer, Macide ve Nihat’ı tanıyoruz. Ömer hayalperest, dünyadan kopuk bir karakter. Nihat ise daha gerçekçi. Ömer’in düşüncelerini dizginleyen biri gibi görünüyor. Macide’nin çocukluğu kısaca anlatılıyor ancak onun karakterine dair net bir fikrimiz oluşmuyor. Ömer’in arkadaş ortamında, “içimizdeki şeytan” kavramı ilk kez dile getiriliyor. Ona, “Gerçek hayata döndüğünde içindeki şeytan da kaybolacak” deniliyor.
İkinci Bölüm:
Ömer, Macide ile tanışıyor ve ona âşık olduğunu sanıyor. Aralarında bir yakınlaşma başlıyor. Macide’nin evden kaçması ve tesadüfen Ömer’le karşılaşıp onun evine gitmesiyle birlikte ilişkileri başlıyor. Bu noktadan sonra birbirlerine “karım” ve “kocam” diye hitap ediyorlar. Ömer, Macide’nin gelişiyle sorumluluklarının farkına varıyor; maaşının yetmeyeceğini düşünüp daha çok çalışmaya karar veriyor. Ancak bu karar lafta kalıyor; masasına oturduğunda çalışmak yerine hayallere dalıyor.
Parası tükenmeye başlayınca sağa sola borçlanıyor. Bu süreçte Macide ile iletişimi azalıyor. Olaylar giderek Ömer merkezli bir şekilde ilerliyor; Macide’nin iç dünyasına pek yer verilmiyor.
Üçüncü Bölüm:
Macide, Ömer’in eski dostu Bedri ile karşılaşıyor. Aralarında geçmişten gelen bir bağ var. Bir gün bir gösteriye gittiklerinde, Ömer’in arkadaşları Macide’ye sarkıntılık ediyor. Ancak Ömer, onlara borçlu olduğu için ses çıkarmıyor. Bu, Ömer’in baştaki iyi huylu halinden çok uzak bir noktada duruyor. Kitap, Ömer’in bu ahlaki çöküşünü açıklamadan geçiyor.
Hapishane süreci ise yüzeysel geçilmiş. Bedri, Macide ile ilgileniyor; Macide de Ömer’den ayrılmaya karar veriyor. Kitap, Bedri’nin “istersen evlen, istersen kardeşim gibi koruyacağım” minvalindeki sözleriyle sona eriyor.
Karakterlerdeki Tutarsızlıklar:
Macide, başta akıllı, ölçülü bir genç kız olarak tanıtılırken; hiç tanımadığı bir adamın evine gitmekten çekinmeyen, aceleci birine dönüşüyor. Ömer, hayalperest kişiliğinden bir anda bambaşka birine evriliyor. Bedri ise neredeyse kusursuz bir karakter gibi yansıtılıyor. Nihat, başlarda gerçekçi bir figürken, sonlara doğru fırsatçı ve çıkarcı bir tipe dönüşüyor. Bu değişimlerin hiçbiri yeterince işlenmiyor; “böyle oldu” denilip geçiliyor.
Genel Değerlendirme:
Romanın en büyük sorunu, başta büyük bir özenle inşa edilen karakterlerin sonlara doğru yıkılması ve içsel dönüşümlerinin gerekçesiz bırakılması. Oysa ilk bölümlerde felsefi sorgulamalar, karakterlerin düşünce dünyası ve toplumsal eleştiriler oldukça güçlü verilmişti.
Eserin edebi açıdan başarısız yönleri olsa da, özellikle dönemin aydın tipini, onların acizliğini ve tutarsızlığını eleştirmesi açısından değerli buluyorum. Yer yer altı çizilmesi gereken çok önemli mesajlar barındırıyor. Hafız Efendi’nin sözleri, Nihat’ın uyarıları gibi bölümler bence unutulmamalı.
Sonuç olarak; kurgu ve karakter işlenişinde ciddi eksiklikler olsa da, toplumsal eleştirileri ve satır aralarındaki mesajlarıyla okura bir şeyler katabilecek bir eser. Ancak “mutlaka okunmalı” diyemem. Özellikle edebi bütünlük arayan okurlar için zaman zaman sıkıcı ve tutarsız gelebilir.
-Ufuk DAL