·216 syf.····Okunma: 18 Şubat 2026 16:32 Nefis, nefis bir roman bu. Sanırım bir süredir hem bu kadar etkileyen hem de bu kadar farklı ve iyi yazılmış bir kitap okumamıştım, nasıl iyi geldi!
Noor Naga Mısırlı-Kanadalı bir yazar, Amerika’da doğup büyümüş, Kanada’da okumuş, şu an Mısır’da yaşıyormuş. “Bir Mısırlı İngilizce Bilmiyorsa”, yazarın kendisi gibi ailesi 80’li yıllarda Amerika’ya göç ettiği için burada doğmuş ama üniversiteden sonra Mısır’a yerleşmeye karar veren genç bir kadınla, kendisine bakan anneannesinin intiharı üzerine Mısır’ın ücra bir köyünden Kahire’ye gelen ve burada tutunmaya çalışan, yoksul ve evsiz bir genç adamın yollarının kesişmesiyle yaşananları anlatıyor kısaca özetlemek gerekirse. Amerikalı-Mısırlı kadın İngilizce öğretmenliği yapıyor, adam ise 2011 Mısır Devrimi sırasında fotoğrafçılık başta olmak üzere çeşitli işler yapmış fakat sonrasında ülkenin şartları onu mensup olduğu alt sınıfa mahkum etmiş adeta.
Çok zengin bir roman bu. Naga bu hikayeyle neler anlatmıyor ki. Öncelikle Arap Baharı ve sonrasında Mısır toplumunun harika bir panoramasını çiziyor; tüm arka sokakları, en alt sosyoekonomik sınıfı, batıl inançları, kültürü, dogmalarıyla Mısır’ı resmediyor. Durrell’ın İskenderiye’sinde olduğu gibi Mısır’ın tüm sıcağını, tozunu hissederken hakikaten çok ilginç ve sadece ‘içeriden’ bir gözün aktarabileceği şeyler öğreniyorsunuz. Sonrasında böyle bir romandan beklenebileceği gibi, kimlik ve aidiyet sorgulaması ve bunlarla beraber -kesinlikle klişeleşmeden- kültürlerin karşılaştırılması var. ‘Batı’ ve ‘Doğu’ birbirine nasıl bakar, iki bakış açısının da handikapları nelerdir, ikisine de ait olamayıp arada sıkışıp kalmak nasıldır, görüyorsunuz. Dilin kültürle ve toplumla ilişkisini de yine atlamıyor yazar. Amerikalı kız ve Mısırlı adamın ilişkisiyle bir katman daha ekliyor ve bence bu kısım çok etkileyici: ikili ilişkilerdeki dinamiklere, güç ve iktidar çatışmalarına ve tüm bunlar arasında insani duygulara dair anlatılanlar çok çarpıcı, çok gerçek. Kuma, toprağa çizilmiş çizgilerle ayrılmış insanlar olarak görmek istediğimiz ırk kavramının nasıl kader olduğunu; sadece kültürü, dili değil, hayatın her noktasını nasıl belirlediğini düşündürüyor Naga bir kez daha ve üstelik hakikaten çok etkileyici bir anlatım ve hikayeyle yapıyor bunu.
Üç bölümden oluşan romanın her bölümünde farklı bir anlatım tekniği kullanıyor Naga. İlk bölüm sorular ve sorulara verilen cevaplarla ilerliyor mesela. İlk bir iki sayfada fazla deneysel bir metin mi okuyacağım, diye telaşlanabilirsiniz, hiç merak etmeyin, birazdan tesiri altına alıp götürüverecek kitap sizi. Çünkü çok ustalıklı yazılmış bir metin bu hakikaten. Keza roman boyunca iki anlatıcıyla ilerliyoruz; bir Amerikalı kızın bir Mısırlı oğlanın sesini duyuyoruz ama bu da öyle başarılı ki romanı okurken adeta ikisi de ete kemiğe büründü kafamda. Üçüncü bölüme vardığınızda çoktan kitaba vurulmuş oluyorsunuz ama yazar son bir hamle daha yapıyor bu bölümde kullandığı teknikle ve bir kez daha fethediyor sizi.
Ezcümle, çok ama çok sevdim “Bir Mısırlı İngilizce Bilmiyorsa”yı, çok etkilendim. Livera ilk yayımladığı kitaptan beri yakından takip ettiğim, işlerini çok özenli bulduğum bir yayınevi. Ortadoğu Kitaplığı serisi de uzun zamandır aklımdaydı, harika bir başlangıç oldu benim için. Yakın zamanda serinin diğer kitaplarını da okumak istiyorum.