·448 syf.····Okunma: 17 Şubat 2026 22:21 Bu kitabı bitirdiğimde hissettiğim şey netti:
Evet, sevdim. Hatta çok sevdim. Ama içimde rahatsız eden, görmezden gelinemeyecek bir şey de bıraktı.
Romanın başı ve sonu, Márquez’in ustalığını en saf hâliyle gösteriyor. Zamanın içinden geçen, sabırla bekleyen, neredeyse masum diyebileceğim bir aşk anlatısı var. Florentino’nun bekleyişi, aşkı bir ömürlük bir hâl olarak yaşaması; yaşlanmış bedenlerin içinde hâlâ diri kalan duygular… Bunlar gerçekten etkileyici.
Ama kitabın ortalarına geldiğimizde ton belirgin biçimde değişiyor. Aşk geri çekiliyor; yerini yoğun, tekrar eden ve çoğu zaman rahatsız edici bir cinsellik alıyor. Özellikle küçük yaştaki karakterle olan ilişki bölümleri, anlatının estetiğinden tamamen kopup mide bulandırıcı bir noktaya sürükleniyor. Bu kısımlar ne aşkı derinleştiriyor ne karakterleri; aksine okurla metin arasına soğuk bir mesafe koyuyor.
Burada beni zorlayan şey, bunun “dönemin ruhu” ya da “yazarın cesareti” olarak açıklanabilecek bir yerde durmaması. Bazı sahneler anlatısal bir gereklilikten çok, okuru rahatsız etmeyi göze alarak yazılmış hissi veriyor. Ve bu rahatsızlık, bilinçli bile olsa, metnin büyüsünü zedeliyor. Buna rağmen kitabı 9/10 olarak değerlendirmemin sebebi çok net: Márquez, aşkı yalnızca bir duygu değil, bir ömür biçimi olarak anlatmayı başarıyor. Zamanın, yaşlılığın, bekleyişin ve pişmanlığın içinden geçen bir sevdayı bu kadar ikna edici kurabilen çok az yazar var. Ama şu da bir gerçek: Bu kitap herkes için rahat okunur bir “aşk romanı” değil. Bazı bölümleri sevmek zorunda değilsiniz. Sevememek de çok anlaşılır. Benim için Kolera Günlerinde Aşk, güzel olduğu kadar problemli,
etkileyici olduğu kadar rahatsız edici, unutulmaz ama sorgulatıcı bir roman olarak kaldı.