Aynı evde toplanan bir aile, eski kırgınlıklar ve beklenmeyen bir ölüm…
Agatha Christie, bu eserinde sadece bir cinayetin izini değil, bir ailenin içindeki görünmeyen mesafeleri de adım adım aralıyor. Her karakterin yüzünde bir ifade, ama ardında sakladığı bambaşka bir gerçek var. Bazen bir arada olmak, gerçekten yakın olmak anlamına gelmiyor, bunu görüyoruz.
Sayfalar ilerledikçe evin içindeki o sahte huzur ve yakınlık yavaş yavaş çözülüyor. Yerini, sessiz ama rahatsız edici bir şüphe alıyor. Poirot’nun her zamanki sakinliği ise bu karmaşanın içinde tek değişmeyen şey gibi.
Kitabın sonuna geldiğimde, çözülen şey sadece cinayet değildi. Aynı zamanda insanların ne kadar iyi saklayabildiği, ne kadar derine gömebildiği duyguların da bir itirafıydı bu.
Bazı hikâyeler bittiğinde katili öğrenirsiniz.
Bazıları bittiğinde ise insan doğasına biraz daha yaklaşmış olursunuz. Noelde Cinayet, tam da böyle bir kitaptı.
Poirot’nun sakinliği ve olayları çözme şekli ise her zamanki gibi etkileyiciydi. Final şaşırtıcı ama aynı zamanda her şeyin en başından beri mümkün olduğunu fark ettiren türdendi. Ne de olsa; bazı ailelerin en büyük sırrı, birbirlerine ne kadar yabancı olduklarıydı.
Kitapla ve sevgiyle kalın...