Küçük Kadınlar, benim için içine girip yaşadığım sıcacık bir yuva gibi oldu. Louisa May Alcott’un anlatımı sayesinde, hikayede ilerledikçe kendimi March ailesinin beşinci kız kardeşi gibi hissettim. Bu hikayeyi o kadar çok sevdim ki, bittiğinde sanki çok yakın dostlarımdan ayrılmışım gibi hüzünlendim. Jo’nun dikbaşlılığı, Meg’in zarafeti, Beth’in o melek ruhu ve Amy’nin gelişimi... Her bir karakterle ayrı bir bağ kurdum. Okurken kendimi o mütevazı evin oturma odasında, şömine başında onlarla birlikte dertleşirken veya piyano eşliğinde şarkı söylerken buldum. Kitabı okurken farkettim ki bana Büyülü Nisan’ı anımsatıyor. İkisinde de karakterlerin kendi iç dünyalarındaki dönüşümü, dayanışmanın gücü ve hayatın küçük anlarındaki detaylar işlenmiş. Buna ek olarak; kardeşlik bağının hem tatlı hem de sıkıntılı yanlarını, büyümenin zorluklarını ve hayallere tutunma çabası gerçekten hissettirilerek işlenmiş.Dünyadan uzaklaşmak istersem March ailesinin kapısını çalacağım kesin.Ve yazarın bu kitabın serisi diyebileceğimiz diğer kitapları için meraklıyım.