Jack London, 1910 yılında kaleme aldığı "Cehennem Canavarı" adlı novellasıyla karşımızda... Pek çok konuda yazabilen, algısı ve dünya için perspektifi büyük bir isim Jack London; bu özelliğini Cehennem Canavarı'nda da bize göstermekten çekinmiyor. Bu eserinde boksa yönelmiş görüyoruz onu... Ana kurgusuna genç bir boksörü oturturken, kurgusunun altında dünyadaki boks sektörünü derinlemesine inceliyor. Sektörde maç başına kazanılan paralar, sporun içine nüksetmiş bahis mafyası ve şike gibi günümüzde bile halen problem olan önemli konulara değiniyor. Bu konularda kalemini asla sakınmayan Jack London, okura boks sporunun baştan aşağı nasıl çürüdüğünü aktarıyor. Eleştirileri ve görüşleriyle değerli bir kitap okuduğumu düşünüyorum. Yalnızca, kurgudaki aksaklıklar ve konunun gereksiz hızlandırılışı negatif anlamda dikkatimi çekti. Yani kitabın ortaklarından itibaren karakterin yaşadıkları kopuk kopuk ve hızlı ilerliyor. Gelişme ve sonuç bölümleri arasındaki geçiş ve bitiriliş oldukça hızlı. Bir acelecilik hakim! Bu da diğer eserlerine göre üslup açısından farklı bir Jack London doğuruyor gözümde!
Profesyonel basketbolcuların menajerliğini yapan Sam Stubener, bir gün bir mektup alır. Bu mektubu eski ünlü bir boksör yazmıştır ve oğlunun şimdiye kadar görülmemiş iyi bir boksör olduğunu ve onu kendisinin yetiştirdiğini anlatır. Sam, durumu merak eder ve hemen gençle tanışmaya gider. Gördüklerinden etkilenir ve Pat Glendon'un menajerliğini yapmaya başlar. Genç boksör, ilk maçını tek yumrukta kazanarak dikkat çekmeye başlar. İkinci ve üçüncü maçlarında da rakiplerini tek yumrukta nakavt eder. Pat rakibini her zaman saniyeler içinde indirmeye hazırdır ancak menajeri onun seyirciyi ve seyir zevkini de düşünmesini öğütler. Uçan Hollandalı'yı on beş rauntta nakavt ederek büyük sükse yapar. Bu galibiyetle boks camiasında ünlenir. Aldığı zaferlerle merdiven basamaklarını çıkmakta ve zenginleşmektedir. "Cehennem Canavarı" lakabını alır. Saygınlığı ve derecesi giderek artarken, Nat Powers'la yaptığı maçta bahis şikesiyle karşılaşır, inancı yerle bir olur. Boksun çok kirlenmiş olduğunu düşünür. Bu camiada saf bir şekilde anılmak isteyen Pat Glendon'un son bir söyleyeceği vardır. Gerçekler bazen ses getirir.