9/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2019 56. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 07 Eylül 2019 08:12
Taş Meclisi; gerilimle fantastik öğeleri, şamanizmle parapsikolojiyi, telepatik güçlerle vahşi doğayı aynı karanlık kazanda kaynatan en karmaşık ve en sarsıcı eserlerinden biri. Bu kitap, bir roman olmaktan öte; zihnin en derin mağaralarında yankılanan bir lanet çığlığı, bedenin ve ruhun sınırlarını zorlayan bir telepatik savaş, ve kurbanın cellat, kahramanın ise en büyük tehdit olduğu tersyüz edilmiş bir kâbus destanıdır. Hikâye, Diane Thiberge adlı demir iradeli, yaralı bir kadınla başlar: Gençliğinde yaşadığı korkunç bir saldırı yüzünden hiçbir erkeğe dokunamayan, çocuk sahibi olamayan, ama içindeki anne ateşini söndürmeyen biri. Uzak Doğu'dan, yetimhaneden küçük Lucien'ı (Lu-Sian) evlat edinir. Çocuk, sıradan bir çocuk değildir. O, eski şaman soyunun son mirasçısıdır; telepatik gücüyle hayvanları, rüzgârı, hatta kaderi bile etkileyebilen tek gerçek şamandır. Bir trafik kazası her şeyi değiştirir: Telepatiyle gerçekleştirilen bir kaza. Lucien ağır yaralıdır, ölmek üzeredir. Diane, çocuğunu kurtarmak için imkânsız bir yolculuğa çıkar: Moğol bozkırlarından Sibirya'nın buzlu steplerine, eski Sovyet sırlarından nükleer deneylere, akupunkturcu katillerden Türk-Moğol şaman mirasçılarının kan davasına kadar uzanan bir av. Grangé burada şunu yapar: Bilimi, mistisizmi ve vahşeti birbirine diker. Telepati bir silah olur. Hayvanlar (özellikle yırtıcılar) insan ruhunun aynası haline gelir. Şamanizm, sadece eski bir inanç değil; modern dünyanın unuttuğu, ama hâlâ bizi kontrol eden bir güç kaynağıdır. En çarpıcı repliklerden biri, kitabın ruhunu özetler gibi: “İnsan, sırtı uçuruma dayandığında arkasına döner mi? Yoksa uçuruma mı atlar?” Diane'in yolculuğu tam da budur: Uçuruma atlamak, ama çocuğu için. Kurban olmak, ama cellatları yok etmek için. Anne olmak, ama dünyayı yakmak pahasına. Grangé'nin dehası şurada: Gerilim dozunu hiç düşürmeden, sayfalarca şaman ritüelleri, telepati deneyleri, fiziksel işkenceler ve psikolojik derinlik katmanları ekler. Okurken nefesin kesilir, çünkü her an her şey tersine dönebilir. Kahramanlar kötüye, kötüler ise bir tür "kurban" haline gelir. - Bir polisiye değil, zihinlerin çarpıştığı bir savaş alanıdır. - Bir fantastik roman değil, gerçekliğin sınırlarını yıkan bir kâbustur. - Ve nihayetinde: anneliğin, intikamın ve unutulmuş güçlerin en karanlık, en vahşi dansıdır. Okurken kalbin hızlanır, tüylerin diken diken olur. Moğol bozkırlarının soğuğunu iliklerinde hissedersin. Bir çocuğun gözlerinden dünyaya bakarken, o dünyanın seni nasıl parçalayabileceğini anlarsın. Grangé burada bizi rahat bırakmaz: Bizi taş meclisine davet eder. O meclis, eski şamanların toplandığı, ruhların yargılandığı yerdir. Ve sen de oradasın. Yargılayan mı, yargılanan mı? Karar senin değil. Ruhların. Bu roman bittiğinde, elindeki kitap değil; içinde bir parça buz ve bir parça ateş kalmış olur. Çünkü bazı sırlar taşlara kazınır. Ve o taşlar hâlâ konuşur.
1000Kitap
Taş MeclisiJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap · 20189,7bin okunma
·
62 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.