"Dünyayı değiştiren her eylem bir anlatı gerektirir." (Sayfa81)
Çocukluğumda mahalle arasında duvar üstü sohbetlerimiz de bilim kurgu olarak gördüğümüz ve anlattığımız şeylerin gerçekliğine tanık olmak, benim için şaşırtıcı olmuştu. Hala çoğu şeye şaşırıyorum. Baş döndürücü bir gelişme...
O zamanlar arkadaşlarımızla birbirimize anlatır anlatır dururduk, her bir şeyi...
Büyükanne ve dedelerimizden dinlediğimiz masallar, abi ablalarımızın anlattığı hikayeler belki de bizi biz yapan şeylerden en önemli olanlarıydı...
(Masallar, mitler, ideolojiler, hikayeler kısaca anlatılar..)
Konuşmak, Anlatmak, Anlamak, tartışmak, düşünmek, sorgulamak ... bu sözcükleri düşünmek..
Chul Han'ın Anlatının Krizi eseri, geçmiş zamanlarda insanların güçlü ve derin anlatılara sahip olduğunu ancak günümüzde gelişen teknoloji ve dijitalleşmeyle birlikte anlatının yerini, bilginin çoğalması ve saçılması ile hızla tüketilen ve düşündürmeyen anlık paylaşımlar, yüzeysel içerikler ve akışlar aldığını vurguluyor.
Her şeye sahibiz duygusuyla özgür, rahat, sürekli tüketen, rekabet içinde, düşünmeyen ve doğal olarak sorgulamayan bireylere dönüştük. Böylesi bireyselleşme beraberinde yabancılaşmayı da getiriyor.
Han'a göre bu durumun en önemli nedenlerinden biri Neoliberalizmdir. Çünkü sistem toplumun anlamlar kurmasını, derinlikli düşünmesini istemez, kolay sömürü aracı haline gelmesini ister.
Günümüz dünyasında çoğalan sahte benlikler, sahte yaşamlar, kocaman boşluklar ve beraberinde derin yalnızlıkları görmek mümkün. Ama kimin umurunda...
İnsanın anlam arayışı temalı sayfalarca yazılmış eserler boşu boşuna... Artık modern insan sadece veri arayışında...
Benim için, bu kitap teknolojik gelişmeler ışığında modern insanı ve hayatımızı sorgulayan düşündürücü bir eserdir.
Kitabın son sayfasını kapadığımda, Leyla’nın Kardeşleri filminde geçen bir sözü anımsadım günümüz düzeni özetleyen;
“…nasıl düşüneceğin değil, ne düşüneceğin öğretildi sana ..”
Tüm okurlara tavsiye ediyorum.
KitaplaKalın