Simon De Beauvoir’ın , Katolik okulunda öğrenciyken arkadaşlık kurduğu Zaza’ya ait, aslında defalarca anlatmak istediği hikayesidir bu kitap. Defalarca diyorum çünkü diğer romanlarında da kesitler halinde yer almış. Nedir aralarındaki ilişki? Ya da Simon’u yazmaya iten güç?
Aslında sondan başlamak gerek; Zaza yani kitaptaki adıyla Andree, kadınlık görevleri adı altında kimliksiz bırakılan, hayatındaki kararları iradesiyle alamayan ve kadın olarak belirlenen düzeneğin dışına çıkamayan trajik bir son. Bu sürece getiren dini referanslar çok baskın kitapta. Yaşadığı en masum duyguyu bile “günah” süzgecinden geçirmek zorunda. Yaşadığı olumsuzluklar Tanrı’nın onu görmemesi ile ilgili ve ruhunu çevreleyen bu güç ona nefes aldırmıyor.
Sylvie yani Simon ise, başından beri onun hikayesine ayna tutmuş ve hayatının tüm damarlarına yerleşmiş arkadaşı. Başından beri çok etkilendiği Andree’yi asla yalnız bırakmayan dostu. Peki nedir bu kurduğu derin bağın mahiyeti? Aslında ara ara aşka yönelik referanslar da veren masum, kendini tamamlayan duyguların vücut bulmuş hali Andree. Bu yüzden çok derin ve sağlam paydaşlıkla ilerleyen bir bağ. Kitabın ana meselesi de bu zaten; bu kadar masum ve yolunu arayan duyguların, böylesine bağnaz ve basmakalıp bir düzende sıkışmış olması…
Beauvoir’ın hayatındaki temel davasını düşünürsek hiç de şaşırtmayacak özgünlükte ve etkileyici kısacık bir metin.Okuyun.Günümüzde de hala süregelen kadın meselelerinin yankılarını duyacaksınız..