Emanet
Yazarın kalemiyle ilk kez bu kitap sayesinde tanışmıştım ve daha o zaman kalbimi bırakmıştım satırlarına. Yıllar önce okuduğumda.Ben bunu kesin tekrar okurum demiştim. Gerçekten de öyle oldu. Bu ay ikinci kez okudum. Ve ilk okuduğumda ne hissettiysem yine aynı yerden, aynı derinlikte hissettim.
Baştan sona insanın içine işleyen bir hikâye… Elinizden bırakamıyorsunuz ama okurken de içiniz paramparça oluyor. Bitse bir türlü, bitmese bir türlü… Aylar geçse de etkisi kalıyor. En azından bende öyle oldu.
Okurken kime üzüleceğimi şaşırdım ama en çok Mevsim’e ağladım. Öyle böyle değil… İçim söküldü resmen. Kavuşamayan bir aşk, evladından habersiz bir baba, tüm suçu babasına yükleyen bir evlat… Ah aileler… Sırf siz istiyorsunuz diye bir hayat kurulmaz ki. Bu hikâyede gerçekten kim mutlu oldu?
Mihriye ve Şahnaz’a öyle kızdım ki… Yaptığınız onca şeye değdi mi? Sonunda siz de mutlu olamadınız. Keşke böyle olmasaydı. Keşke bunca acının içinde Mevsim biraz olsun gülebilseydi dedim durdum.
Berhan… Sevdiği için elinden geleni yapan ama yine de kavuşamayan adam… Sen verdiğin sözü tuttun. Kimseyi ondan fazla sevemedin. Belki de en acısı buydu.
Bunları yazarken bile gözlerim doluyor. Cihan… Annesinin biricik oğlu… Seni aslında en güvendiği insana emanet etmişti.
Daha fazla yazarsam yine hüzünleneceğim. O yüzden burada bırakıyorum. Ama gerçekten söylüyorum, bu kitabı mutlaka okuyun. Kalbinize dokunacak.