Puan vermedi·320 syf.····Okunma: 20 Şubat 2026 07:26 Bu kitabı okurken en çok kendimi düşündüm.
Çünkü kitap sürekli dokunmaktan, sarılmaktan, yakınlıktan ve birlikte olmanın insanı nasıl rahatlattığından bahsediyor.
Ben ise temas kurmayı seven biri değilim.
Birinin sarılması, dokunması çoğu zaman beni rahatlatmak yerine geriyor.
Bu yüzden okuduklarım biraz tuhaf bir his yarattı.
Bir yandan bilimsel olarak anlatılan şeyler çok mantıklı geliyor:
İnsan gerçekten de bağ kurduğunda sakinleşiyor, güvende hissediyor, hatta bedeni bile buna göre tepki veriyor.
Ama diğer yandan herkesin bunu aynı şekilde yaşamadığını da düşündürüyor.
Belki bazı insanlar için yakınlık sarılmak değil, sadece yanında sessizce oturabilmek.
Belki mesafe de bir tür korunma biçimi.
Kitapta beni düşündüren yerlerden biri de doğumla ilgili olan kısımdı;
daha dünyaya geldiğimiz ilk anın, hatta doğumun şeklinin bile
sonrasında kurduğumuz bağları ve güven duygumuzu fark etmeden şekillendirebildiğini anlatıyordu.
Bununla birlikte, cinsel yönelim ve kimliğin de doğumdan çok önce,
henüz anne karnındaki gelişim süreçleriyle ilişkili olabileceğine değinmesi
“tercih” sandığımız pek çok şeyin aslında ne kadar derin ve varoluşsal olduğunu hatırlatıyor.
İnsanı kalıplarla değil, olduğu hâliyle görmeye çağırıyor.
Kitap genel olarak şunu söylüyor gibi:
İyileşme bazen bir sarılmada,
bazen de o sarılmaya hazır olmama hâlini kabul etmekte saklı.
Yakınlık tek bir biçimde yaşanmıyor;
ama anlaşılmak, görülmek ve güvende hissetmek
hepimizin ortak ihtiyacı.
Ben bu kitabı bitirdiğimde
insanlara daha çok dokunmak istemedim belki…
ama kendime biraz daha dürüst bakabildim.
Bazen en gerçek temas,
insanın kendi içiyle kurduğu o sessiz yakınlık oluyor.