Yakınlaşmalar'daki o tekinsiz sessizlik, başkasına ait kelimeleri kendi sesimden geçirerek yeniden inşa etmenin yarattığı mesafeli bağı çok net bir şekilde önüme koydu. Lahey’deki o steril mahkeme salonu sadece bir yargı alanı değil, dilin ve imajın nasıl manipüle edildiği devasa bir laboratuvar gibiydi. Tercümanın, bir savaş suçlusunun ifadelerini en ufak bir sapma olmadan aktarmak zorunda kalması, aslında bir kimliğin inşası veya yıkımı sürecindeki o mekanik ama hayati rolü bütün çıplaklığıyla gösteriyor. Kendi hayatımdaki belirsizliklerin, o salondaki net ve disiplinli gerçeklik arayışıyla paralel ilerlemesi, kurgunun tesadüflere yer bırakmayan rasyonel yapısını güçlendirdi. Kitamura’nın o mesafeli üslubu, olayları dışarıdan bir gözlemci titizliğiyle ama en derin katmanlarına sızarak analiz etmemi sağladı. Dilin bir otorite aracı olarak nasıl konumlandığını ve gerçekliğin her zaman başka birinin süzgecinden geçerek bize ulaştığını hatırlatan bu metin, yapısal açıdan oldukça doyurucuydu.