Uçurum İnsanlarıJack London
Jack London bu sefer East End’in dibine, o sefaletin tam ortasına dalmış. Hani öyle uzaktan bakıp "vah vah" dememiş, üstüne eski püskü kıyafetleri çekip o insanların arasına karışmış, onlarla beraber aç kalmış, o berbat yatakhanelerde yatmış. Kitabı okurken diyorsun ki koskoca Londra, imparatorluğun merkezi ama arka sokaklarda insanlar resmen hayatta kalma savaşı değil, ölme savaşı veriyor. O yiyecek kuyrukları, insanların bir lokma ekmek için çektikleri, o rutubetli ve leş gibi kokan odalar falan insanın içini şişiriyor.
Jack London orada kapitalizmin nasıl insan öğüttüğünü, o koca sistemin çarkları arasında kimsenin umursanmadığını öyle bir anlatmış ki bugün bile okusan "lan bir şeyler hiç değişmemiş" dedirtiyor. Adı üstünde zaten, insanlar bir uçurumun kenarında ve sistem onları sürekli aşağı itiyor. Kimsenin bir yarını yok, herkes o an karnını doyurabilirse şanslı sayıyor kendini. London’ın o gazeteci kimliğiyle girdiği bu delikten çıkardığı notlar, aslında bir sosyolojik rapor gibi ama roman tadında akıyor. Öyle pembe tablolar, kurtuluş hikayeleri falan bekleme; bu kitap direkt karanlığın dibi. Gerçekten o dönemdeki yoksulluğu ve çaresizliği iliklerine kadar hissetmek istiyorsan tam sana göre ama moralin bozukken okuma, iyice dert sahibi olursun.
Uçurum İnsanlarıJack London · Aperatif Kitap Yayınları · 20214,556 okunma