Puan vermedi·413 syf.····Okunma: 21 Şubat 2026 08:03 "Gün Olur Asra Bedel" Üzerine Bir İnceleme
Akıcı bir üsluba sahip olan Aytmatov, olayları adeta bir zincir halkası gibi ardı ardına bağlayarak akan bir su gibi anlatmıştır. Dili son derece sade ve açıktır. Bu nedenle okuyucu, onun eserlerini eline aldığında, kitabın kalınlığına bakmadan, kitabı elinden bırakmak istememektedir. Bir an önce eseri bitirip sonuca ulaşmak istemesi
Eserlerinde aşk, sevgi, hüzün gibi insana ait olan özellikleri tema olarak ele almış, içten gelen duygularla beslemiş ve onları dilin büyülü havasıyla işleyerek anlatmıştır. Böylece ortaya mükemmel denebilecek eserler ortaya çıkarmıştır.
Aytmatov, içinde yaşadığı toplumun, yüzyıllar içinde kazandığı tüm değerleri eserlerinde yansıtmış ve onları ebedileştirmiştir.
Aytmatov’un eserlerine bakıldığında, Onun, kendi toplumunun kültüründen değerler taşıdığı görülür. Aytmatov, eserlerinde halkına ait atasözlerine, şiirlere, türkülere, halk hikâyelerine, masallara ve buna benzer birçok folklorik değerlere sıkça yer vermiştir. Böylece yazar, düşüncelerini pekiştirmiş ve daha güçlü hale getirmiştir. Bu özellikler onun eserine daha ayrı bir güzellik katmıştır.
Akıcı bir üsluba sahip olan Aytmatov, olayları adeta bir zincir halkası gibi ardı ardına bağlayarak akan bir su gibi anlatmıştır. Dili son derece sade ve açıktır. Bu nedenle okuyucu, onun eserlerini eline aldığında, kitabın kalınlığına bakmadan, kitabı elinden bırakmak istememektedir. Bir an önce eseri bitirip sonuca ulaşmak istemektedir.
İşte bu eserlerden biri de “Gün Olur Asra Bedel”dir.
“Gün Olur Asra Bedel” yazarın en güzel romanıdır denilebilir. Kırgız geleneklerinin, yaşam biçimlerinin, coğrafi güzelliklerin en güzel biçimde anlatıldığı bir romandır.
Uçsuz bucaksız Kırgız bozkırlarının yalın bir dille anlatıldığı, hayat zorluklarına göğüs geren, yokluklar içerisinde varlıklarını idame ettirmeye çalışan, kimselerin yaşamak istemediği, çorak, verimsiz arazilerde yaşamaya çalışan insanların yaşam mücadelesi anlatılmaktadır bu romanda. Tabii, aşk ve sevgi de ayrı bir renk katmaktadır romana.
Aynı zamanda dönemin Sovyet yönetimine karşı bir başkaldırı bir isyan romanıdır, “Gün Olur Asra Bedel”. İçinde yaşanılan sistem, açık bir şekilde eleştirilmektedir. İnsanların kuşkuyla karşılanmaları, her şeyden şüphelenmeleri, masum insanlara iftiralar atarak yaşamlarını zorlaştırmaları ve hatta ölüme sürüklenmeleri eleştirel bir gerçeklikle okuyucuya sunulmaktadır.
Öyle ki roman sonunda çevirmenin notu olarak “Bu romanın en güzel, en ilginç bölümünün bu ciltte yer almadığı, Sovyetler Birliği’nde Glasnot’a geçişin eşiğinde iken o bölümün yayınlanmasına izin verilmediği ya da yazarının o bölümü ayrı bir kitap olarak yayınlamayı uygun bulmuş olabileceği” yazılıyor.
“Cengiz Han’a Küsen Bulut” adını taşıyan romanın, Gün Olur Asra Bedel’in tamamı olduğu ve adı geçen bu romanın okunmadan Gün Olur Asra Bedel’in tam olarak okunmayacağı” belirtiliyor.
Gün Olur Asra Bedel “Elips Kitap” tarafından Ankara’da basılmış olup 440 sayfa tutarında bir kitaptır.
Roman, adeta bir çizgi film edasıyla başlıyor. En başta aç bir tilkinin Kırgız bozkırlarında bir tren yolunda yiyecek bir şeyler araması dikkatleri çekiyor. Tilki, romanın henüz başında adeta olayların habercisi olarak veriliyor. Belki de romanda açlığın, sefaletin, mücadelenin temsilcisi olarak gösteriliyor. Tüm tehlikelere rağmen tilki trenden atılacak bir yiyecek kırıntısı bulmak ümidiyle ne olursa olsun tren yolunu terk etmiyor. Tehlike anında biraz uzaklaşsa dahi biraz sonra tekrar tren yolunun yanına geliyor. Çünkü başka yiyecek bulma şansı yok. Er veya geç yiyecek bir şeyler bulabileceğini biliyor. Yaşayabilmek adına tüm tehlikelere göğüs geriyor. İşte aslında romanın giriş tezi de bu: İnsanların tüm zorluklara rağmen verdikleri yaşam mücadelesi…
Önce romanı elinize aldığınızda bir çocuk romanı zannediyorsunuz veya kahramanı bir tilki olan ve hayvanlar âlemini anlatan bir intak eser sanıyorsunuz. Ama değil…
Yazar, tilki ile tren yolunu o kadar güzel bağdaştırıyor ki eser sonunda yazarın neden böyle bir tekniğe başvurduğunu anlıyorsunuz.
Roman, Kırgız bozkırlarında bulunan, sadece birkaç ailenin yaşadığı, onların da burada işçi olarak çalıştığı Sarı-Özek tren istasyonunda geçiyor.
Olaylar, üçüncü şahıs kişinin ağzından anlatılırken daha ziyade geriye dönüklerle veriliyor. İlahi bir bakış açısı ile anlatılmış. Anlatıcı her şeyi biliyor, görüyor ve anlatıyor. Her bölümün başında aynı giriş ibareleri yer alıyor:
“Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir… gider gelirdi…
Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı-Özek uzar giderdi.
Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı.
Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi…”
Romanın kahramanı Rus Ordusunda savaşmış, yanında patlayan bir bombanın etkisiyle yaralanmış ama kalıcı bir yarası olmayan Yedigey adlı bir Kırgız Türküdür. O, aslında Aral Denizi yakınlarında balıkçılık yapan bir gençti. Burada evlenmiş, savaş çıkınca da cepheye gitmişti.
Aldığı yaradan dolayı evine gönderilmişti. Dönüşte çocuğunun öldüğünü öğrenmişti. Sakattı. Bir iş yapamıyordu. Ama hayat devam ediyordu. Çalışmalıydı. Eşini de alıp iş aramaya gitti. Ama kendisi gibi çok yaralı ve iş arayan askerler vardı. Kendi daha şanslıydı. Çünkü eli ve ayakları tutuyordu. Eşi Ukubala her şeye rağmen kocasının yanında idi ve onunla birlikte zorluklara göğüs geriyordu. Kocasının kaldığı yerde işe o devam ediyordu. Ne iş olsa yapıyorlardı. Çünkü geçinmek zorundaydılar, yaşamak zorundaydılar.
İşte burada yazar, Türk kadının Orta Asya’dan beri gelen manevi gücünü ortaya koyuyor. Türk kadını, en zor şartlarda bile eşini bırakmayan, tüm zorluklara göğüs geren, daima eşinin yanında olan, çocuklarına son derece yürekten bağlı müşfik bir anne, kocasına sonsuz bir sevgi ile bağlanan örnek bir kadın olarak veriliyor. Aynı özellikleri Dede Korkut Hikâyelerinde de görebiliyoruz. Deli Dumrul Hikâyesinde, anne ve babasının bile oğullarının yerine can veremediği, eşinin, kendisinin yerine can vermek istemesi gibi.