Kitapta üç farklı kadının hikayesi yer alıyor: Hindistan’da Smita, İtalya’da Giulia ve Kanada’da Sarah. Başta “bunların ne alakası var birbirleriyle?” diyorsun. Ama sayfalar ilerledikçe, aslında hepsinin aynı noktada birleştiğini fark ediyorsun: Hayatta tutunma çabası.
En çok hoşuma giden şey şu oldu: bu kadınlar korkuyorlar, yoruluyorlar, çaresiz kalıyorlar. Ama yine de devam ediyorlar. Özellikle Smita’nın bölümleri beni en çok etkileyen kısımdı. Onun yaşadığı çaresizlik ve buna rağmen kızına farklı bir hayat istemesi çok gerçek ve çok vurucuydu.
Kitabın dili de çok sade. Yazar öyle süslü, ağır cümleler kurmamış. Akıyor resmen. O yüzden okurken zorlanmıyorsun, aksine “bir bölüm daha okuyayım” diyorsun.
Ama şunu da söyleyeyim: Bu kitap aksiyon arayanlara göre değil. Daha çok duygu kitabı. İçsel bir yolculuk gibi. Bitirdiğinde böyle sessizce kalıyorsun. Büyük bir olaydan çok, küçük ama derin bir iz bırakıyor.
Benim için kitap şunu hissettirdi: dünyanın neresinde olursa olsun, kadınların verdiği mücadele birbirine benziyor.
...Ve bazen hiç tanımadığın insanların hayatı, senin hayatına görünmez şekilde dokunabiliyor.(En vurucusu bu fikirdi kitapta)