Yazardan ilk okuduğum kitap Evlilik Portresi'ydi ve gerçek bir olaydan esinlenerek yazdığı hikayede, kayıtlarda hakkında pek bir detay olmayan kadını (aslında kız çocuğu), kendi detaylarına boğarak yazması çok hoşuma gitmişti. Hamnet'te gördüm ki bu, yazarın bilinçli yaptığı bir durum. Kitabı okuyan herkesin bildiği gibi bu kitap Hamnet'in değil, Agnes'ın kitabı ve hakkında pek bir şey bilinmeyen, hatta tarihçiler tarafından kötü olarak yorumlanan (ki bu bile kadınların uğraşmak zorunda kaldığı önyargılar hakkında çok şey anlatıyor) Agnes'ı öyle bir yazmış ki karaktere hem bayıldım hem de onun için üzülmekten mahvoldum.
Yazarın dili ağır değil ama yazış şekli ya da kitabın çevirisi, artık bilemiyorum, kitabı hızlı okumama engel oldu. Evlilik Portresi'nde de aynı şeyi yaşamıştım. Kitap sarıyor, merakla devamını okumak istiyorum ama onlarca sayfa okumuş gibi hissetmeme rağmen on sayfa anca okuduğumu görüyorum. Bu da kitaba olan ilgimi bir tık kaçırıyor doğrusu. Tabii bunda yazarın uzun bir süre geçmişle şimdiki zamanı peş peşe yazmasının da etkisi var. İki kitapta da geçmişten çok şimdiki zamanda yaşananlar ilgimi daha çok çektiği için geçmişi okurken sıkılıp durdum. Özellikle de başlarında. Bu durum kitaptan bir puan kırmama neden oldu.
Diğer puanı ise kitapta hiç ismi geçmeyen (ki bence bu harika bir detaydı) William yüzünden kırdım. Yaşları kitapta açıkça söylenmiyor, sadece evlenirlerken William'ın reşit olmadığını biliyoruz. Gerçekte de 18 yaşında evlendiği söyleniyor. Bunu baz alarak düşündüğümde yaptığı sorumsuzca hareketleri bir yere kadar kaldırabiliyorum ama Agnes'ın aklına giren oyken ve Agnes sırf aşkına karşılık verdi diye onun için ailesine katlanırken William'ın şımarıklıklarına iyi gözle bakamıyorum. Varoluşsal sancılar çekmesi ve babasından nefret etmesi bir yere kadar anlaşılabilirdi. Öyle ki Agnes bakması gereken küçük bir çocuğu olmasına, hatta yeniden hamile kalmasına rağmen kocasını sırf o mutlu olsun ve eski haline dönsün diye Londra'ya gönderiyor. İkizlerini kocası yanında yokken doğuruyor. Çocuklarına tek başına baktığı yetmezmiş gibi kasaba halkını iyileştirmeye çalışıyor ve bir yandan William'ın ailesiyle de uğraşıyor. Kendisiyle ilgilenmek dışında o kadar çok şey yapıyor ki insan üzülmeden edemiyor. Hamnet'i kaybettiklerinde en çok o üzülüyor. Judith'e odaklanıp onu yaşatmaya çalışırken Hamnet'i ihmal ettiğini düşünüp kendine eziyet ediyor. Kendini suçluyor. Bu sırada kocası ne yapıyor? Acısını da alıp kaçıyor. Karısını bir başına, bakması gereken ama yasından kafasını kaldıramadığı için bakamadığı 2 kızıyla birlikte bırakıp kaçıyor. Yalnızca karısını değil, kızlarını da ihmal ediyor. Kaçtığı yetmiyor, bir de karısını defalarca kez aldatıyor. Bunu ona söylemese de karısının anlayacağını bildiği halde hem de. Kaçmasını da bir yere kadar kabullenebilirdim ama aldatması kesinlikle son noktaydı ve gözümde nefret edilesi biri haline geldi. Agnes'in başlarda ondan iğrenip yavaşça açılması detayı da hoşuma gitmedi ayrıca. Kızları bile fark etmişti annelerinin babalarına, Londra'dan ilk döndüğünde soğuk davrandığını. Buna rağmen Agnes bunu da içine atıp kabullendi. Kocasıyla yüzleşmedi bile.
Filminin yorumlarında biri Agnes'ın William için doğru eş ama William'ın Agnes için yanlış eş olduğunu yazmıştı. O kadar katılıyorum ki. Kadın resmen 4 çocuk baktı hayatı boyunca. Hatta kocasını görmedi bile. O mutlu olsun diye kendi mutsuzluğunu seçti. Ha, ama adam Londra'da para içinde yüzmesine rağmen tek göz pansiyon odasında biçare yaşıyor olmasına dikkat çekildi ki acısını yaşadığı bilinsin. Acılar içinde kıvrananırken bile karısını aldatmaya vakti vardı ama o adamın, nasıl biçarelikse artık bu.
Daha konuşsam konuşurum da William'ın yüzünden kitaba ve Agnes başta olmak üzere diğer karakterlere haksızlık etmek istemiyorum. Sadece sonda William'ın yaptıkları zararsızmış, kendine göre aslında o da çok acı çekiyormuş gibi gösterilmesini sevmedim. Başka şartlar altında oğluna ulaşmak için tiyatro yazmış olması oldukça etkileyici olabilirdi ama şu durumda benim için pek bir şey ifade etmiyor. Zaten kitabın sonunu da pek beğenemedim. Çoğu şey havada kalmış gibi hissettirdi.
Velhasıl okunmaya gerçekten değer, güzel bir kitap. Yazar gerçek olaylardan esinlenerek güçlü ve biraz da büyülü kadın karakterler yazma işinde gerçekten usta. Sizi bir şekilde kitaba ve olaylara bağlıyor. Özellikle de kadın karakterlere. William'dan bu kadar nefret etmemin sebebi de bu zaten. Karısına ve çocuklarına yaptığı haksızlığı kaldıramıyor olmam.
Kitapta Hamnet'in ölümü kesinlikle duygusaldı ama diğer şeyler daha ön planda olduğu için ve sanırım daha başından Hamnet'in öldüğünü bildiğimiz için o kadar etkilenmedim. Zaten öyle yorumlansa da bu bir yas kitabı değildi. Bazı acımasız gerçeklerin, özellikle de kadınların var olduklarından beri yaşamak zorunda kaldıkları o zor hayatların bir tokat gibi yüzünüze vurduğu bir kitaptı.