·128 syf.····Okunma: 18 Şubat 2026 11:51 Kâbus, ilk kez 1928 yılında İkdam gazetesinde tefrika edilmiş bir Mehmet Rauf romanı. Gazetede 31 bölüm hâlinde yayımlanan roman, ‘‘Cinayet’’ ve ‘‘Ceza’’ başlıklı iki bölümden oluşur. Romanın ortaya çıkışı da bir proje kapsamında olmuştur. Reyhan Tutumlu ve Ali Serdar tarafından yürütülen ‘‘Türk Edebiyatında Tefrika Roman Tarihi (1831-1928)’’ başlıklı proje kapsamında ilk defa gün yüzüne çıkarılmıştır. Bu dipnot, kitabın başında bulunmaktadır.
Romanın bir ihanet hikâyesi olduğunu söyleyebiliriz ama romanı sadece bununla sınırlamak pek doğru olmaz. Aşk, sadakat, kıskançlık, aile kavramı, namus, evlilik ve cinsellik konularını da irdeleyen bu roman, kısa ama vurucu bir kurguya sahip.
Romanın başkahramanları Aziz Nihat ve Nigâr. Mutlu bir evlilikleri olan bu çiftin hikâyesi, evliliklerinde geçen 5 senenin üstüne başlar. Romanın geçtiği yıl 1927’dir. Başkahramanlarımızın evlilik tarihi de 1922’dir. Bu bilgileri romanın ilerleyen bölümlerindeki mektuplardan öğreniyoruz. Romandaki yan karakterler de Nigâr’ın abisi Celal ve onun eşi olan Hâlet’tir. Aziz Nihat ve Nigâr ne kadar uyumlu ve ideal bir çiftse Celal ve Hâlet de bir o kadar uyumsuz, geçimsiz ve problemli bir çifttir. Aziz Nihat’ın evliliğe, kadın-erkek ilişkilerine ve kadına bakışı oldukça modern, dönemine göre çok ileri iken Celal tam bir kadın düşmanıdır. Celal’e göre kadın daima yardıma muhtaçtır, bir kadının bir erkeği samimi olarak sevmesi mümkün değildir. Celal, daha da ileri giderek Aziz Nihat’a şöyle der: ‘‘Kadın aşkının özünde mutlaka bir zarar tohumu vardır. Cinsler arası ilişkide erkek ne kadar yüce gönüllülük, ne derece soyluluk gösterirse göstersin, kadın içgüdüsel olarak, cinsi açıdan, huy bakımından yalancı, gaddar ve haindir.’’ Evet, Celal bu denli kadın düşmanı biridir fakat Hâlet ile evlidir. Hâlet’in şen şakrak tavırları, gülmesi onu rahatsız eder. Hâlet; güzel bir kadındır, gençtir, yaşama sevinciyle doludur. Birlikte olduğu adamsa suratı asık, kadınlar hakkında hastalıklı fikirlere sahip son derece kaba saba biridir. Aziz Nihat, Celal’in bu hastalıklı fikirlerine katılmaz hatta tepki gösterir. Aldığı cevapsa çok manidardır: ‘‘Kadın cinsinin erkek için ne korkunç bir düşman olduğu size anlatmak mümkün değildir. Daha onlardan yaralanmamışsınız da şimdi itiraz ediyorsunuz.’’ der. Romanın gidişatı da biraz bu yaralanma ve fikirlerin değişimi üzerine kuruludur.
Romanın başlarından itibaren oluşan gerilim havası, romanın sonuna kadar devam eder. Aziz Nihat, Nigâr’daki değişimi fark etmeye başlar. Önceleri bunu normal karşılar fakat gitgide içi içine yer. Karısının yataktan erken kalkması, kendisine olan ilgisinin azalması, sürekli camın önündeki kanepede vakit geçirmesi dikkatini çeker. Aziz Nihat, bir gün aynı kanepede gazetede okurken karşı evin camından kendi bulunduğu cama doğru garip hareketler yapan birini görür. Sanki ben buradayım dercesine yapılan bu tuhaf hareketler, Aziz Nihat’ın içine büyük bir kuşku düşürür. Acaba eşi kendisini aldatmakta mıdır? Bu esrarengiz genç, hangi cüretle bu hareketleri yapmaktadır? Roman, bundan sonra müthiş bir psikolojik gerilimle ilerler.
Aziz Nihat’ın içine düştüğü şüphe burgusu âdeta içini deler, yakar, kavurur. Sürekli düşünmeye, bu şüphenin gerçek olup olmadığını anlamaya çalışır. Önceleri eşine bunu konduramaz fakat sonrasında öfke ile sevgi arasında bocalamaya başlar. İşte bu psikolojik tahliller, romanın başarılı yönünü oluşturur.
Bu aldatma şüphesiyle Aziz Nihat’ın karakter değişimini de görürüz. Romanın başlarındaki modern, eğitimli, ileri görüşlü Aziz Nihat gider, yavaş yavaş ilkel, şiddet yanlısı, âdeta avcı Aziz Nihat gelir. Onun artık tek bir amacı vardır: Eşinin kendisini aldattığını bir şekilde kanıtlamak.
Dönemin haberleşme aracı olarak mektup çok önemlidir. Hâliyle Aziz Nihat da Nigâr’ın biriyle ilişkisi varsa ortada mektupların da olması gerektiğini düşünür. Tabii bu esnada çiftin ufak bir çocukları olduğunu da hatırlatalım. Aziz Nihat, özellikle çocuğu da olan bir annenin, nasıl olur da eş ve annelik görevlerini düşünmeden böyle iğrenç bir yola girebileceğini bir türlü anlayamaz.
Aziz Nihat ailesinin maddi olarak da bir sıkıntısı yoktur. Evlerinde hizmetçi ve aşçı vardır. Nasıl olur da bu şartlar altında Nigâr, ailesinin saadetini tehlike atar? İşte Aziz Nihat roman boyunca bu düşünceyle kendisini yer, bitirir. Nigâr’ın bir başkasına âşık olabileceğini asla kabullenmez ve bunu mümkün görmez.
Aziz Nihat, tam anlamıyla bir kâbusun içindedir. Kanıt bulmak, ihaneti ortaya çıkarmak için türlü yollara girer. Bu yollara girerken çocuğunun olumsuz etkilenebileceğini de düşünmez, tamamen bencil bir tavır takınır. Bunun sebebi de artık sağlıklı düşünememesidir. Sonunda birtakım mektuplar bulur. Bu mektuplar çeşitli zamanlarda Nigâr’a yazılmıştır. Evlilikleri öncesinden de mektup vardır, taze yazılmışlar da. Bu mektuplar kimlerdendir, Aziz Nihat’ın şüpheleri doğru mudur, oralara değinmiyorum. Zira romanı okuyacak olanlara tat kaçıracak bilgiler vermek istemiyorum.
Romanın gerilim atmosferi, özellikle ikinci bölümle birlikte tavan yapıyor. Okuyucu, kendisini Aziz Nihat’ın yerine koyarak âdeta onunla bu gerilimi, heyecanı yaşıyor. Kıskançlık ve ihanet duygusunun insanı ne denli ele geçirip değiştirebileceğini de Aziz Nihat’ın şahsında gözlemliyoruz.
Servetifünun Dönemi romanlarına baktığımızda genel olarak karamsarlığın hâkim olduğunu görürüz. Yasak aşklar, ihanetler, hayal kırıklıkları, ölümler romanların olmazsa olmazıdır. Belki bu roman 1928’de tefrika edilmiştir fakat içerik olarak Servetifünun nesrinin özelliklerini gösterir. Romanın bu baskısı, her ne kadar günümüz Türkçesine uyarlanmışsa da anlaşılan, roman dil olarak bir Servetifünun Dönemi süslülüğüne sahip değildir. Bu anlayışla yazılan romanlarda yanlış yollara sapan kahraman veya kahramanlar cezalandırılır. Kâbus’ta da ikinci bölümün adı ‘‘Ceza’’dır.
Acaba Nigâr, Aziz Nihat’ı gerçekten aldatmış mıdır yoksa okuru şaşırtacak başka bir durum mu söz konusudur? Belki de Nigâr, bir heyecan aramış ve aradığını bulamamıştır, kim bilir? Sorunun cevabı her ne olursa olsun; Nigâr ne yapmıştır, Aziz Nihat’ın tepkisi ne olacaktır, romanın sonunda bizleri nasıl bir ceza beklemektedir bunu da okurlara bırakıyorum.
Kâbus için konu bakımından belki keyifli bir roman diyemem ama çok gerilimli, bir o kadar da sürükleyici bir roman olduğunu söyleyebilirim.