·208 syf.····Okunma: 21 Şubat 2026 15:53 Kitap fazlaca derin öncelikle bunu söyleyebilirim.
Okuması görünürde çok kolay aslında ancak okurken çok fazla şey düşünüyorsunuz üstüne. Dili akıcı ve zorlayıcı değil.
Kitap, ünlü Moğol hükümdarı Kubilay Han ile gezgin Marco Polo arasında geçen bir sohbetle başlar. Ve bu sohbetle de ilerler.
Polo, Kubilay Han’a yolculuklarında gezerken gördüğü kentleri anlatmaktadır ancak bu kentler gerçek coğrafi mekânları temsil etmez; kentler, yalnızca sokaklar, pazarlar ya da saraylardan ibaret değildir; her biri bir fikir, bir duygu, bir insan ilişkisi ağının yansımasıdır. Polo’nun söz ettiği her kent, okuyucunun zihninde hem somut hem soyut imgeler yaratır. Her biri bambaşka bir hayal, düşünce ve insan deneyimi simgesidir. Kimi kent mutluluk, kimi kent gösteriş, kimi kent yoksulluk, kimi kent ise mutsuzluk üzerine... Böyle böyle birçok kent geziyoruz; aslında kitabı okurken kendi kentlerimiz arasında geziniyoruz, kendi hissettiklerimizi görüyoruz ve kendi kentlerimizi hayal ediyoruz.
Kubilay Han Polo’nun anlattıklarını bazen sorgular: “Bunlar gerçek mi, yoksa hayal mi?” diye. Polo’nun bu şüphelere yanıtı ise her seferinde farklı bir katman kazanır; çünkü kentler, görünmeyen biçimde zihnimizde şekillenir. Bazı kentler anımsamadır, bazıları arayıştır, bazıları ise kaybediş ve tekrar buluş hissidir. Polo'nun şüphelere verdiği her cevap başka bir şüphe doğurtur ancak anlatımı boyunca da o şüphelere yanıtlar buldurur.
Kitap boyunca Polo’nun anlattığı kentler arasında Eutropia, Tamara, Smeraldina, İsaura gibi isimlerle farklı temalar ortaya çıkar. Bazı kentler sonsuz döngülerle tanımlanır; sokakları aynı yere çıkan, halkı tarihini sürekli tekrar eden kentlerdir. Bazı kentlerde insanlar yalnızca gölgeleriyle karşılaşır; bazı kentler ise yalnızca düşlerle var olur. Bazı kentlerde tanıdığımız ancak vefat eden insanlara rastlarız. Böylece her kent, okura yeni bir bakış açısı sunar; gerçeklik ile sembolizm arasında salınan bir düşün dünyasını yaratır. Neticede Görünmez Kentler, basit bir kent tasviri kitabı değildir; bir okurun gözünde kendi zihninin haritasını çizmesine imkân veren bir düşün oyunu, bir felsefi metaforlar bütünü ve dilin, anıların, insan deneyiminin güzelliğine dair bir anlatıdır.
Kitapta geçen bir cümle aslında bize her şeyi özetliyor; "...Demek gerçekten belleğe bir yolculuk seninkisi!"