·524 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Şubat 2026 12:51 Hiç iki ayrı muhatabın ele alındığını fark ettiniz mi? Okurlar ve müzegezerler. Sanki Kemal onu anlamak istemeyecek olanlara "ben varım ve Füsun'a olan bağlılığım gerçekti!" demek için biriktirdiği eşyaları müzede sergiliyor. Öte yandan, onu anlamaya çalışacak olan insanlara ise kendi hikayesini, kendi bakış açısından, detaylı bir şekilde yazıya döktürmüş gibi. Peki siz hangi gruptansınız?
Aslında Kemal ile Füsun'un hikayesi en başından nesnelerle yazılmıştı. Üç tekerlekli bisiklet, Jenny Colon çanta, şemsiye, "F" harfli küpe... "Aşk" adı altında başlasa da aslında Kemal Füsun'a değil de, aklında çizip renklendirdiği, sonra da takıntılı bir şekilde taptığı Füsun'a bağımlı hale gelmişti. Bunu bağımlılıktan öte "nesne fetişizmi" boyutlarına ulaşan davranışlarından anlayabiliyoruz.
Ama kitabın sonlarına doğru beni tekrar düşünmeye iten şey, Kemal'in küpeyi fark etmemesi oldu. Eğer Kemal nesnelere takıntılı biriyse, neden Füsun'un kulağındaki küpeyi görmedi? Buna "nesneye aşırı bağlılık" değil de, "gerçeğe karşı körlük" desek daha mı doğru olur?
"Oysa hayatımızdaki utanç verici şeyler bir müzede sergilenirlerse, hemen gururlanılacak şeylere dönüşürler."
Gelelim yas sürecinin aşamalarına; sanırım bu süreç hiçbir eksiği olmayan, gül gibi geçen çocukluktan tut o zorlu dönemde yurtdışında eğitim görüp ülkesinde yüksek sosyete'den olan Kemal gibi birinde uzatılabiliyor. Kemal aşkına olan bağlılığını çektiği acıyı uzatıp, acısından kendine put yaratarak gösterdi bizlere. Aşkını ya da ondan kaynaklanan acıyı aşabilmek için kendine uyguladığı yasakları çiğnememeye özen göstererek kendisini ödüllendirip aslında aşkını bile kontrol edebildiğini düşünmek, Kemal gibi hiçbir geçim sıkıntısı duymayan birine, değişik bir yaşam kaynağı olmuştur diye düşünüyorum.
Anlatıp tartışacak çok detay var ama içime en çok oturan olay Füsun'un kuş resimleri yapması oldu. Füsun gerçekten özgür olmak mı istiyorsu, yoksa Kemal'in gözünde özgür görünmek mi? Kemal yaşadıkları sekiz yılı an be an dondurup saklamak isterken, Füsun sekiz yıl önceki bir buçuk aydan iki gün eksikte mi takılı kalmıştı? Füsun 27 yıllık bedeninde, 18 yaşına kadar yaşamış olduğunu hisseden ruhuyla mı sekiz yıl boyunca o sofrada oturdu?
Beni çok yoran, ama aynı zamanda neden yorduğunu anladığım bir kitap oldu. Ben Kemal'i anlamaya çalıştığım için değil, Kemal'in -en azından aşkının- anlaşılabilir olması için çektiği çileyi derinden hissettiğim için yoruldum.
"Yıllar önce tanıdığım o genç kızdan çok, şimdi yanımda uzanan Füsun'u seviyordum."
Füsun'u sadece Kemal'in zihninde yer kapladığı kadar tanımak, ayçiçeklerinin kalbime indirdiği darbenin boyutunun boyumu aşması, "kitabta geçen tüm filmleri, şarkıları, sokakları tanıyıp bilme arzusu beni de bir koleksiyoner yapar mı?" diye düşünmek, adı geçen her bir nesneyi etrafımda arayıp durmak beni yordu.
Her şeyi içimde biriktirdim, bir gün müzeye gidip orada ağlayacağım.