“Kitabın Yolcuları” ilk bakışta masalsı bir dille akan, hızlı okunabilen bir roman gibi görünse de aslında oldukça katmanlı ve derin bir metin. Okurken bazı yerlerde zorlandım; cümlelerin altında kalan gizli anlamlar, semboller ve yazarın bıraktığı boşluklar tek seferde kavranacak türden değil. Ama tam da bu yüzden beni içine çekti. Çünkü bu kitap, sadece bir hikâye okumak isteyenler için değil; anlamak, çözmek ve düşünmek isteyenler için yazılmış.
Roman dört ana karakterin etrafında şekilleniyor ama benim için merkezde hep Marki vardı. Hikâyeyi onun bakışından takip ediyoruz ve diğer karakterler adeta birer “hissin” temsilcisi gibi duruyor. Veronica kadın olmanın acılarını, sevgisizliği ve dışlanmışlığı temsil ediyor. Marki arayışı, boşluğu ve tamamlanamayan insan yanını. De Berle korkunun; Gauche ise duygudan kopmuş, sadece var olmaya çalışan insanın sembolü gibi.
Metnin temelinde güçlü bir dönüşüm fikri var. Bu yönüyle bana simyayı hatırlattı. Simyada hiçbir şey sabit değildir; her şey başka bir forma dönüşür. Bu romanda da hem bedenin hem duyguların hem de ruhun sürekli bir dönüşüm içinde olduğunu görüyoruz. Ölüm bile bir son olarak çizilmemiş. Beden toprağa karışırken ruhun yolculuğu devam ediyor. Yazarın özellikle bazı ölüm sahnelerini rahatsız edici derecede fiziksel anlatması, ölümün romantik bir kavram değil, dönüşümün doğal bir parçası olduğuna işaret ediyor.
Bu dönüşüm fikri aslında doğanın kendisiyle birebir örtüşüyor:
Kedi fareyi yer, fare tohumu yer; bitki toprağa döner, toprak başka bir canlıyı besler.
Her şey birbirinin devamı.
İnsan da bu döngünün dışında değil.
Aşk kısmı ise kitapta en düşündürücü bölümlerden biriydi benim için. Veronica'nın sevgisi çok net ve kırılgan. Sevgiye aç bir kadının en küçük şefkate bile tutunması çok gerçekti. Marki tarafındaysa daha belirsiz bir şey vardı. Onun Veronica’ya duyduğu şeyin tam olarak aşk değil, daha çok kendi içindeki boşluğun yansıması olduğunu düşündüm. Bazen aşık olduğumuz kişi değil, o kişide bize ait bir parçadır aslında.
Yazarın dili yer yer basit; bazı cümlelerde bağlantı kopuklukları var. Bunlar beni rahatsız etmedi ama bunun ya yazarın ilk kitabı olmasından ya da çeviriden kaynaklı olduğunu düşündüm. Buna rağmen masalsı atmosfer ve akış bozulmuyor.
Sonuç olarak “Kitabın Yolcuları” kolay görünen ama alt katmanları oldukça zengin bir roman.
Hikâye olarak okunabilir, evet; fakat anlamak isteyen için bambaşka bir kapı aralıyor.
Net bir sonu yokmuş gibi görünse de aslında son, okurun zihninde tamamlanıyor.
Benim için bu kitap, hayattaki her şeyin birbirinin parçası olduğunu hatırlatan bir yolculuktu:
Duygular, beden, ruh, yaşam, ölüm…
Hiçbiri ayrı değil.
Hepsi aynı bütünün farklı halleri. Kitap’ın Yolcuları