Byung-Chul Han, Yorgunluk Toplumu’nda modernliği iki farklı toplumsal modele karşılaştırarak eleştirir. Han’a göre negatif (klasik) disiplin toplumunda birey “yasaklarla sınırlandırılır”, birey suçlu, pasif ve itaatkârdır. Fakat pozitif performans toplumunda birey, dışsal olarak bastırılmaz; aksine kendi kendini zorlar, kendi performansını optimize etme, verimliliğini artırma baskısını içselleştirir. Bu dönüşüm, dışsal bir “yasak/ceza” mekanizmasından ziyade, bireyin içsel mükemmeliyetçilik, başarı arzusu ve sürekli üretme ihtiyacı ile kendini tüketmesi anlamına gelir. Han’a göre modern birey artık itilmektense kendini itiyor, bu nedenle yaşanan sorun sadece yorgunluk değildir. Yorgunluk, hastalığın görünen yüzü. Esas olan, bireyin kendi üzerine kurduğu performans baskısıdır. Kalabalığın psikolojik çöküşü yalnızca bitkinlik değildir; daha ziyade kendini performansa adama zorunluluğunun bir sonucudur. Burada bir çelişki vardır, yorgunluk bireyseldir ama kaynağı toplumsaldır. Birey “özgürce” çalıştığını düşünür, ama aslında içselleştirilmiş sisteme tabi olur. Modern birey artık yasağa değil, performansa maruz kalır. Klasik toplum bireye “yapma!” derken, performans toplumu daha fazlasını yap, daha iyi ol, verimliliğini artır der. Birey artık pasif değil, aktif bir baskı altındadır. Birey kendi denetimini yapar, kendi yargıçlığını üstlenir. Kendini sürekli iyileştirme, optimize etme zorunluluğu bireyin özgürlüğü olarak sunulur. Sonuçta birey kendini tüketir.
Han’a göre günümüz “psikolojik sorunları” salt nörolojik değil, toplumsal kökenlidir. Depresyon, kaygı bozukluğu, tükenmişlik sendromu gibi durumlar; tek yönlü başarı beklentisi, sürekli üretim zorunluluğu, performans karşısında öz değerin ölçülmesi, rekabetin bireyselleştirilmesi ile alakalıdır. Eskiden suçlu olma hali cezalandırılırdı. Şimdi başarısız olma hali kişiyi suçlu hissettiriyor.
Bu, bireyin kendi başarısızlığını içselleştirmesi sonucunu doğuruyor. Artık birey kontrol edilmez birey kendinin kontrolörüdür. Bu sürekli gözetim ve üretim kaygısı ile yorgunluk kronik hal alır. Birey artık mola bile veremez, mola bile planlanır hale gelmiştir. Medya ve teknoloji, performansı artıran araçlar haline gelir. Sosyal medya üzerinden sürekli “öz performans sunumu” yapılır. Kapitalizm modern birey üzerinde artık yalnızca emek gücünü talep etmez; aynı zamanda kişilik, kimlik ve duyguları da meta haline getirir.
Kitapta Han'ın “Performans” kavramını negatif bir baskı türü olarak tanımlaması, çağdaş kapitalizmin daha rafine bir şekilde eleştirmesine izin verir. Sonuç olarak Han bu kitabında; kültür, ekonomi ve psikolojiyi entegre bir şekilde değerlendiren çağdaş bir eleştiri sunar.