Körlük, insan uygarlığının üzerine örtülmüş ince vernik tabakasını acımasız bir sadelikle kazıyan, rahatsız edici ölçüde dürüst bir romandır. José Saramago burada fiziksel bir felaketi anlatıyormuş gibi görünür, fakat asıl mesele görme yetisinin kaybı değil, ahlaki ve toplumsal körlüktür; salgın başlar, düzen çözülür, kurallar buharlaşır ve geriye insanın en çıplak hâli kalır, romanın dehşeti de tam buradan doğar çünkü anlatılan şey olağanüstü değil, fazlasıyla mümkündür. Saramago’nun dili alışıldık anlatım kalıplarını bilinçli biçimde reddeder, uzun cümleler ve kesintisiz akış okuru konfor alanından çıkarır, bu tercih estetik bir oyun değil romanın ruhunun uzantısıdır okur karakterler gibi yön duygusunu kaybeder ve belirsizliğin içine çekilir. Körlük, medeniyet dediğimiz yapının kırılganlığını gösteren bir laboratuvar gibidir, görme yetisi kaybolduğunda yalnızca sokaklar değil vicdanlar da karanlığa gömülür, dayanışma ile vahşet aynı sahnede yan yana durur ve roman şu huzursuz edici düşünceyi bırakır, felaketler insan doğasını bozmaz, gizlenen taraflarını görünür kılar. Karakterlerin isimsiz oluşu anlatıyı evrensel bir alegoriye dönüştürür, körlük bir hastalık olmaktan çıkar ve insanlığın metaforuna dönüşür. Roman bittiğinde geriye karanlık bir atmosferden fazlası kalır, zihinde kolay dağılmayan bir tedirginlik ve insanın kendisine dair duyduğu o güvensiz his kalır, okur kitabı kapattığında körlüğün yalnızca romanda kalmadığını fark eder.