8/10
·527 syf.··
2026 4. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 21 Şubat 2026 22:27
"Ve Durgun Akardı Don" romanı için; 1917 Ekim devrimi öncesi I. Dünya Savaşı ile, sonrası, Rusya İç Savaşının tarihsel olaylarını, toplumsal ve bir Don Kazak'ı olan Melehov ailesi bağlamlarında anlatan çok boyutlu bir epope denebilir. Roman sadece bir Kazak topluluğunun dağılışını değil, koca bir imparatorluğun ve kadim bir yaşam biçiminin can çekişmesini resmeden devasa bir tablodur. Don Nehri'nin ritmiyle akan bu destanda, Melehov ailesi toplumsal çöküşün bir mikrokosmosu olarak karşımıza çıkar. Birinci Dünya Savaşı'nın cephelerinden 1919'daki Yukarı Don Ayaklanması'na, "Kazaksızlaştırma" politikalarının acımasızlığından iç savaşın kardeş kavgasına kadar tarih, bireylerin üzerinden bir silindir gibi geçerken, geriye, yıkılmış yuvalar ve sarsılmış kutsallar bırakır. Hikayenin merkezinde, sürekli bir arayış içinde kıvranan Grigory Melehov vardır. O, ideolojilerin devasa çarkları arasında ezilen, hem "Kızıllar" (Bolşevikler) hem de "Beyazlar" (çarlık rejimini destekleyenler) içinde yüksek rütbelere çıksa da aslında sadece toprağına ve geleneklerine dayanan bir "üçüncü yol" arayan trajik bir figürdür. Grişka'nın ruhu, bitmeyen bir dışlanmışlık sancısıyla doludur; savaşın vahşeti karşısında duyduğu o onurlu huzursuzluk, onu tarafsız kalmanın imkansız olduğu bir çağda yapayalnız bir hakikat arayıcısına dönüştürür. Bu epik yolculukta, beşeri arzular ile sarsılmaz gelenekler amansızca çarpışır. Grigory'nin hayatı, vahşi ve dizginlenemez bir özgürlük tutkusunu temsil eden Aksinya ile sabırlı ve geleneksel ev düzeninin simgesi olan Natalya arasında parçalanır. Bu sadece romantik bir çatışma değil; savaşın, devrimin ve ideolojik nefretin bir ailenin biyolojik ve sosyal dokusunu nasıl lime lime ettiğinin göstergesidir. Romanın sonunda her şeyini -babasını, kardeşini ve sevdiklerini- kaybeden Grigory, elinde kalan son bağ olan evladına sarılarak "soğuk bir güneşin" altında dururken, aslında tüm insanlığın o bitimsiz direncinin ve trajedisinin simgesi haline de gelir. "Yasımı Tutacaksın"'ını okuyanlar bilir ki, roman kısaca, İspanya İç Savaşını, ünlü matador Manuel Benitez (El Cordobes) 'in hayat hikayesine paralel olarak; Franco diktasının yükselişini, Cumhuriyetçiler ile Milliyetçilerin hınç dolu kavgasını ve o dönem yaşanan toplumsal acıları anlatır. Müthiş bir romandır. Durgun Don destanı da bu nitelikle fakat çok daha geniş bir coğrafyada, çok daha fazla sayıda toplumsal çeşitlilikle ve daha uzun bir zaman diliminde ele alınmıştır. I. Dünya Savaşına katılan bir Don Kazak'ı askerinin gözünden, hem seçim şansı tanınmayan insanların yaşadıkları hem de kabuk değiştirmeye çalışan geleneksel devlet anlayışının tüm coğrafyada tezahür eden sancılı süreçleri tüm gerçekçiliği ile ele alınmış ve bu hikaye, bozkırın acı acı kokan pelin çiçekleri, coşkun akan Don'un, esen rüzgarın, yağan karın ve soğuğun gürültüsü ile, çamurlu yolların ve atların o ekşi ter kokusu ile bezenmiştir. Romanı tüm bunları duyarak okursunuz. Şolohov'da cümleler kısadır fakat derin bir yaşanmışlık içerir; doğa tasvirleri bazen gelecek olayların habercisidir; roman boyunca folklor ile edebiyatın uyumlu dansını görürüz. Şolohov hem Tolsytoyvari bir disiplinle toplumu hem de Dostoyevskiyen bir arayış içindeki bireyi anlatır bu romanda.
Durgun Don 4. CiltMihail Şolohov · Altın kitaplar · 1966885 okunma
·
25 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.