Neden bu kitap?
Dün İbni Sina'nın "Zorunlu Varlık" teziyle evrenin katı matematiksel kurallarını, ondan önce de Gazzâlî ile o sarsılmaz sandığımız nedenselliğin aslında ilahi bir "alışkanlık" olduğunu konuşmuştuk. 53. günümüzde, Gazzâlî'nin Doğu'da attığı bu felsefi çiziği, yüzyıllar sonra Batı'da bilimin temellerini sarsan devasa bir felsefi depreme dönüştüren İskoç aydınlanmasının zirvesi David Hume'a gidiyoruz. İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma eseri, modern bilimin en güvendiği kaleyi, "nedenselliği" içten fetheder.
İbni Sina neden-sonuç zincirini evrenin zorunlu bir temeli sayarken, Hume tıpkı Gazzâlî gibi bu zinciri paramparça eder. Ancak sarsıcı bir farkla: Hume'a göre bilardo topunun diğerine çarpıp onu hareket ettirmesi veya ateşin pamuğu yakması, doğanın içkin ve kırılmaz bir fizik yasası değildir. Biz doğada "neden"i göremeyiz, sadece A olayının ardından B olayının geldiğini izleriz. Güneşin her sabah doğmuş olması, yarın doğmasını "zorunlu" kılmaz. "Neden-sonuç" sandığımız şey; sadece zihnimizin olayları peş peşe görmekten edindiği psikolojik bir beklenti, tembel bir alışkanlıktır. Hume, fiziğin ve bilimin temeli olan o görkemli nedenselliği tahtından indirip, onu insan beyninin bir yanılsaması ilan eder.
Sizce doğa gerçekten tıkır tıkır işleyen sarsılmaz yasalara mı sahip, yoksa biz sadece her gün tekrarlanan devasa bir tesadüfe bakıp kurallar uyduran izleyiciler miyiz?
yarın görüşelim
#kitap #davidhume