İnsan neden Tanrıyı düşünmeden duramaz? Bu düşünmelerinin sonucunda Tanrıya nasıl ulaşabilir ve ona nasıl tekrar dönebilir? İnsanın içinde Tanrı var mıdır? Tanrı nasıldır? sorularının cevabını Hristiyan perspektifinden ve varoluşcu felsefeyle bulabileceğiniz bir eser. Kierkegaard insanın iki düşünme yolu olduğunu söyler bunlar nesnel ve öznel düşünmedir. İnsan nesnel düşündüğünde tanrının varlığına kanıtlar arar ve “Tanrı nedir?“ sorusunu cevaplamaya çalışır. İnsan öznel düşündüğündeyse özüne döner ve “Tanrı nasıldır?“ sorusunun cevabını arar. İnsan nesnel düşünmeyle yola çıktığında Tanrıyı ihtişamından ayırır ona bir nesne gözüyle bakar ve bu yolla Tanrı inancına varması olanaksızdır. Tanrıya ulaşmanın yolu özüne dönmektir Tanrının var olduğunu kabul etmektir. Gözün kapalı tüm kararlığınla, tüm istek, arzu ve sevginle Tanrıya iman etmelidir. Tanrının varlığı kesindir cevabını arayacağımız soru Tanrı nasıldır olmalıdır. Tanrı olmasaydı bu kavram insanın aklına asla gelmez tartışma konusu olmazdı. Yok olduğunu düşünmek makul bir yol değildir sadece hakikat peşinde kararlılıkla koşulmalıdır ama bu “Hakikat nedir? “ sorusu Tanrıya ya da Mesih’e sorulmamalıdır zira onlar hakikatin kendisidir. İnsan onlara iyi olarak yumuşak huylu olarak sevgiyle ve inançla yaklaşmalıdır. Tanrı nesne değil ilahi bir ruhtur ve Mesih bu kutsal ruhun bir parçasıdır. Yaratıcı Mesih suretinde insanların en çilelisi, en yoksulu ve en aşağı halinde dünyaya zuhur etmiştir. Tanrı insana mütevazı yaklaşarak bir armağan bahşetmiş onun gibi yaşamış onu anlamak istemiştir. Tanrı bize bu kadar yakındır. O bize nasıl yaşanması gerektiğini göstermiştir. Bizlerin yapması gereken bu surete hayranlık duyup onu taklit etmek değil onu anlamaktır. Kierkegaard Tanrıya dönük yaşama yolunda Hristiyanlarla dünyanın geri kalanına farklı yollar çizmiştir. Ona göre düşünmek bile Hristiyanca yapılmalıdır. İnsan özünde iyidir ancak dünya onu yolundan çıkarmaktadır buradan yola çıkarak İnsan dünyaya sırtını dönmeli kendini ebedi hayata adamalıdır. Tanrının verdikleriyle yetinmeli, açgözlülükten ve ayrımcılıktan uzak durulmalıdır. İnsan şefkatli ve bağışlayıcı olmalıdır zira Tanrıdan alacağı karşılık buna bağlıdır. Eden bulur. İnsan öfke ve kin ekerse Tanrı ona bunlarla karşılık verir. İnsan şikayet etmekten, dünyevi zevklerden ve hoşgörüsüzlükten uzakta yaşamalıdır. Çilesini olduğu gibi kabullenip yaşadıklarının onu ebedi hayata hazırladığını düşünmelidir. Tanrı şüphesiz sonsuz kudret sahibidir, insana muhtaç değildir ancak insanın iyiliğini ister. Sevgiyle var olur ve inanç sevgiyle artar. Kierkegaard bu düşüncelerine destekleyici olarak İbrahim ve Süleyman peygamberlerin kıssalarını, Mesihi ve varoluşundan memnun olmayan bir zambağın hikayesini kullanmıştır. Kitap içerisinde birçok doğru barındırdığı gibi yanlışlar da barındırmaktadır. Bana göre Tanrı arayışı insan var oldukça devam edecektir. Bu çerçeveden bakıldığında bir kavramın tartışma konusu olması bile varlığının kanıtıdır. Tanrısal bir irade gerçekten bulunmaktadır ve bu irade herhangi bir dinin bakış açısına indirgenemeyecek kadar büyüktür. İnsanın nesnel algısı Tanrıyı tanımlayabilmekte zayıf kalabilmektedir dolayısıyla sadece nesnel düşünerek Tanrıya ulaşmak çok zorludur ancak nesnel düşünce denklemin dışında bırakılmamalıdır. Bir diğer nokta ise insanın yaşam tarzı içinde bulunduğu dünyayı zihninden silecek kadar ebedi hayata odaklı olmamalıdır. Bu yolla hayatta kalmayı anlamsızlaştıran bir hal alır ve sanıyorum ki bu da Tanrının bizden isteyeceği bir durum değildir keza bizleri ve dünyayı kendisi yaratmıştır. Kitap kilisede bir vaaz dinliyormuş gibi hissetiren bir eser. Özellikle hristiyan öğretisine meraklı kişilerin ilgisini oldukça çekecektir. Son olarak yaşamın ağırlığından ve getirdiklerinden yorulan kimseler için Mesih‘in mesajını aktarmak istiyorum:
“Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahat veririm.“Soren Kierkegaard