Selamm kitapsever dostlarım
Perinin Ölümü'nü bitirdim. Mezun Cinayetleri'nden sonra aynı yazarla devam etmek iyi bir karardı. Sayfalar ilerledikçe merak dozu yükseldi, tempo hiç düşmedi. Katilin kimliğini son ana kadar kestiremedim; her bölüm yeni bir ihtimal açtı, her ihtimal bir sonrakinde dağıldı
Hikâye, ünlü romancı Nadir Surkultay'ın eski eşi ve aynı zamanda çevirmeni olan Alman vatandası Eva Surkultay'ın Balat'taki evinde bahçivanı tarafından ölü bulunmasıyla başlıyor. Cesedin yanında babasından kalma eski Alman malı silah vardır. İlk bakışta tablo nettir: intihar. Dosya o sekilde açılır, herkes o sekilde konuşur. Fakat ortaya çIkan deliller, bu sessiz kabulü bozar ölümün ardındaki gerçek yavaş yavaş şekil değiştirir.
Başkomiser Perihan ve yardımcısı Ayla soruşturmayı devralır. Adımlar onları sadece bir ölümün nedenine değil, geçmişte kalmış ilişkilerin gölgelerine, suskunluklara ve beklenmedik bağlara götürür. Magazin basınının ilgisi dosyayı daha da görünür kılar; her gelisme dısarıda baska bir yankı bulur. İpler cekildikçe düğüm büyür düğüm büyüdükçe sorusturmanın yönü karanlık suçlara doğru kayar.
Nadir Surkultay'ın yalnızca üç roman yazmış olması, buna rağmen eserlerinin Almanca ve ingilizceye çevrilip yurtdışında da ilgi görmesi hikâyeye ayrı bir katman ekliyor. Nadir ve Eva'nın 17 yıl önce bitmiş evliliği, yılda bir iki görüşmeyle süren mesafeli bağları, dosyada kapanmamış sayfalar gibi durur.
Perinin Ölümü, son sayfaya kadar merakı diri tutan, okuru sürekli tahmin yapmaya iten bir roman oldu. Bitirdiğimde geriye tek bir duygu kaldı: İyiki okudum
Kitapla kalın