·293 syf.····Okunma: 08 Şubat 2026 00:00 İlksöz: Herkesin yası kendine.
Bu kitap hakkında ipucu vermeden nasıl yazacağım ki, gerçi artık herkes konuyu biliyor.
Shakespeare'in, eşi Agnes'la tanışması ve çocuğunu kaybediş hikâyesi. Ama romanın kahramanı William değil Agnes. Bütün hikâye onun çevresinde büyüyor, gelişiyor. Doğal olarak kitap bir Agnesseverler kitlesi yaratıyor. Üstüne filmde de çok iyi oyunculuk gelince ... popülerlik, sen nelere kâdirsin...
Önce kitaptan bahsedeyim sonra filme geçerim. Kitap Agnes'ın hikâyesi dediğim gibi. Sonra da kayıpla başlayan yas süreci. Ama kitabın girişinde tercih edilen bir yaşananlar bir Agnes'ı tanıtma şeklinde süren paralel aktarım bende pek iyi izlenim bırakmadı. Çünkü olayın sonucunu merakla beklerken aralardaki uzun Agnes tanıtma bölümleri okuyucuyu hem olaydan soğutuyor hem de olayın sonucunu merak ettiğimizden Agnes bilgilerine yoğunlaşılamıyor.
Aslında her ne kadar yas süreci üzerinde dursam da yazar bunu öne çıkarma eğiliminde değil sanki. Çünkü Agnes'ı tanımaya adanan o uzun ilk bölüm ve sonrasında yaşananların aktarımındaki tarz bende böyle bir izlenim bıraktı. O uzun ilk bölümün ardından kaybın etkisi azalmış gibiydi.
Filme gelirsek, kitap ne kadar uzun bölümlere sahipse film de o kadar çok kopukluklara sahip. Madem kitapta olmayan o son 15 dakikayı ekleyebildiniz keşke bu geçişler için de toplamda bir 10 dakika yeterdi, böylece konu geçişlerindeki o kopukluklar kaybolurdu.
Kitaba dönersek pek fazla beğendiğim söylenemez, gerekçelerini yazdım. Şöyle düşünün Agnes'ın kocası sıradan biri olsaydı kitap bu kadar popüler olur muydu. Diyeceksiniz ki zaten önemli olan o, e ben de aynı şeyi söylüyorum işte. Konuyu bilmiyordum, öğrendiğime sevindim ama bu kitabı mükemmel yapmıyor. Filmi daha çok sevdim ki bunda Agnes rolündeki kadın oyuncu Jessie Buckley'in -kesin Oscar da alacak- etkisi büyük.
Son olarak yas süreci ile ilgili düşüncemi de belirteyim. Kitap bitip hikaye tamamlanınca aslında bu sürecin William üzerindeki etkisi net olarak görülüyor. Çünkü kitapta William'ın yaptıkları onu Agnes'a göre daha duygusuz yapıyor. Ama duygusuz olsaydı kitabın sonundaki o sahne çıkar mıydı? Kimi kayıpla birlikte yaşamayı becerebilirken kimi de kaçarak o kaybı sessizce içine atar. Sanki bu düşüncemi desteklercesine William'ın yaşadıkları (kitapta olmayan bölümler) filme serpiştirilmiş, o son 15 dakika ile zirveye çıkarılmış. Sanki kitap Agnes'ı öne çıkarırken film William'ı da sahneye sürmüş. Yasın seni beni, azı çoğu yok, yasın güzelliği de yok -bakmayın o filmi izleyip yasın güzelliği diye edebiyat yapanlara-. Yas hem kayıpla hem de kendinle mücadele edebilme süreci ve herkesin üzerinde etkisi farklı. Bir kayıp insanı nasıl etkileri görmek isteyenler "Manchester by the sea" izlesin, Kieslowski'njn üç renginden "Blue"yu seyretsin, mükemmellikle tanışsın. Sağlıcakla. Kitapla.
.
.
.