·428 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Şubat 2026 00:53 “Hepsine hükmedecek tek bir kitap.” Yüzüklerin Efendisi serisi benim için böyle bir eser: türünün en iyisi, eşsiz, benzersiz.. (Abartmayı hiç sevmem.) Bu seriye veda etmek beni her seferinde üzüyor. Okurken hiç bitmesin istemiştim, ama her güzel şey gibi o da bitti. Neyse, üzelmeye gerek yok zamanı gelince Silmarillion’u okuyup devam ederiz.
"Ve o gemi gittiğinde, Orta Dünya’da Yüzük Kardeşliğinden kimse kalmamış.” (içim buruk)
Kitabı okurken Tolkien’e hayran olmamak elde değil. Her şey öylesine detaylı düşünülerek yazılmış ki ortaya gerçekten mükemmel bir evren ve olağanüstü bir hayal gücü çıkmış. Zaten dili çok akıcı, derin ve şiirsel. (Büyük Üstad)
Okurken her karakterin korkularıyla, arzularıyla ve güçle sınandıkları yollarda onlarla beraber yürüyorsunuz. Ben de sanki sadece kitabı okumakla kalmadım onlarla birlikte yüzüğü Mordor’a götürdüm. Frodo’nun yükünü, yüzüğün ağırlığını hissettim. Yüzüğün ağırlığı demişken, onun birine neler yapabileceğinin en açık kanıtı Gollum’du. Trajik ikiliği, yüzüğün gücünün gözle görülür yansımalarından biriydi. Sinsiliğine kızsam da ona üzülmeden edemiyorum. Yazık, zavallım.
Bütün karakterler hakkında tek tek yazmayacağım ama karanlıkla aydınlığın savaşı söz konusuysa, ben aydınlık taraftaki tüm karakterleri çok seviyorum.
Onlardan biri de Faramir’dir: Çok sağlam karakterli, asil, bilge, nazik ve iyi bir lider. Yüzüğün gücüne direnme yeteneği, ülkesini savunmaya olan bağlılığı da kendisine hayran bırakıyor. Kendisinin daha çok abartılması gerektiğini düşünüyorum. (Filmde hakkının yendiği aklıma gelince moralim bozuluyor)
"Fakat artık korkma! Ben bu şeyi almak istemem, şurada yol kenarında olsa bile almam. Minas Tirith'te taş taş üstünde kalmayacak olsa ve şehri kendi iyiliği ve benim şerefim için, sadece ben, ancak Karanlıklar Efendisi'nin silahını kullanarak kurtarabilecek olsam bile almam. Hayır, böyle zaferler istemiyorum. Drogo oğlu Frodo."
"Kendi adıma," dedi Faramir, "Ak Ağaç'ın yeniden kralların saraylarında açmasını, Gümüş Taç'ın geri gelmesini ve Minas Tirith'in barış içinde olmasını görmek isterim: Minas Anor'un eskisi gibi, ışık içinde, âli ve zarif, eceler arasında bir ece kadar güzel olmasını: Bir çok kölesi olan bir hanım gibi değil, hayır, hatta gönüllü köleler arasındaki iyi kalpli bir hanım olmasını bile istemem. Savaş olmalı; her şeyi yok etmeye çalışan bir yıkıcıya karşı kendi canlarımızı korumalıyız; fakat ben kılıcı keskin diye, oku seri diye, savaşçıyı şanı ve şerefi var diye sevmem. Ben sadece onların savundukları şeyi severim: Númenor'lu insanların şehrini. Onun da hatırasının kadimliği için, güzelliği için ve mevcut hikmeti için sevilmesini isterim. İnsan, yaşlı ve bilge bir insanın asaletinden ne kadar korkarsa, o kadar korkmalı ondan, daha fazla değil.’’
(Çeviri muazzam bu arada. Çevirmene saygılarımı sunuyorum.)
Ayrıca cesur yürek Éowyn’in, Faramir ile olan naif aşk hikayesini okumak da çok keyifliydi. İkisi için de hak edilmiş, güzel bir hikayeydi.
Sam Gamgee’den de bahsetmeden geçemem.
Hikayenin gerçek kahramanlarından biridir.
Sadakati ve sevgisi, en karanlık anlarda bile parlamaya devam eder. Yolculuğa ışık tutan çok değerli bir karakterdir.
Filmlerde kitaba göre farklılıklar ve eksiklikler olsa da, bunu fazla kurcalamayacağım. Her halükarda filmleri bana göre zamanının ötesinde çekilmiştir. Hayranlık uyandırıcıdır; defalarca izleyebilirim, hiç sıkılmam.
Son olarak.. karanlığın sonundaki ışığa ulaşmak için çok güçlü ya da büyük olmak gerekmiyor. Çünkü bazen "en küçük kişi bile geleceğin akışını değiştirebilir."
Gerçekten ilham verici. Bu eşsiz yolculuk için teşekkürler, Tolkien. İyi ki vardın.