Kitapla, hayatımın yarısından fazlasının alışkanlıklarım tarafından belirlendiğini ve alışkanlıklarımın yakıtının da dopamin molekülü olduğunu anladıktan sonra tesadüfen tanıştım.
klasik kişisel gelişim kitaplarını andıran adından dolayı kitaba mesafeli yaklaşmıştım ancak sayfa sayısı az olduğu için şayet beklentimi karşılayamazsa da çok fazla zaman kaybetmeme neden olmayacağını düşündüm. Bu ahvalde şans vermek istedim.
Yazarın temel savlarından biri; bir düğmeye benzettiği Beyin bölgemizin tüm dopamin aldığı anları kaydetmesi, bunu bilen kapitalizmin aktörlerinin (şirketler, sosyal medya vs) ise bu düğmeye basmak için yarışması. Daha açık bir ifadeyle, insan hatta bir çok canlı beyninde dopamin alınan anların kaydedildiği bir bölge var. Bu bölgenin adı, nucleus accumbens.
Bu bölgenin çalışma mekanizması, bireyin ödül aldığı anları kaydetmesi üzerine üzerine kurulu.
Bu bölge bir kez dopamin salgılatan davranışı kaydetti mi o dopamini tekrar almak için organizmayı o davranışı yapmaya teşvik ediyor.
İşte bu yüzden gerek sosyal medya siteleri gerek sinema sektörü gerekse diğer mal ve hizmet sektörü, anlık haz veren şeyler sunarak beynin o bölgesine bu hazları bir kez olsun tattırmak istiyor. Zira bir kez ödül alırsak yine almak isteyeceğiz ve söz konusu sektörün çarklarını döndürmüş olacağız.
Yazar; dopamin adlı molekülün bilimsel ama sade bir analizini yaptıktan sonra bu molekülün, çağımızda diğer duygulara galebe çalan “tatminsizlik” duygusunun da müsebbibi olduğunu vurguluyor.
Hepimizin hayatın bir döneminde hiç bir şeyden zevk alamadığımız zamanları oluyor. Bunun sebebinin ekseriyetle dopaminin yönetiminin yanlış olmasından kaynaklandığını ifade ediyor.
Sadece insanların değil bitkilerin bile hayatta kalmalarını sağlayan bu molekül en azından taban seviyesi dediğimiz seviyede kalması gerekiyor ki yaşamsal faaliyetlerimizi sürdürelim. Ne var ki günümüzde dopaminin anlık ve hızlı yükselişi beraberinde taban seviyesinin de altına inmesini getiriyor. İşte “hiç bir şey yapmaya arzu duyamama” hali, en yaşamsal dürtülerimizi(beslenme, barınma gibi) bile harekete geçiren dopamin seviyesinin bu faaliyetleri bile yapacak kadar kalmamasından kaynaklanıyor.
Yazar; anlık ve kısa süreli dopaminlerle kuşatıldığımız çağda bu dopaminlerin cazibesine kapılırsak fazla dopamin salgılayarak muazzam bir mutluluk yaşamayacağımızı ifade ediyor. Zira insan biyolojisi Homestas yani denge üzerine kuruludur. Organizma zaten buna izin vermeyecektir. Diğer yandan dopamin sınırlı bir moleküldür.
Yazar kitabın ilerleyen sayfalarında dopaminin yönetimiyle alakalı özel teknikler paylaşarak, salt kâr maksimizasyonunu hedefleyen ve bu uğurda bizi dopamin bağımlısı yaparak yaşam enerjimizi emmek suretiyle tatminsiz kılan mekanizmalara karşı iyi bir reçete sunuyor.
Serkan Karaismailoğlu’nun sadece psikoloji biliminde akademik bilgiye hakim olanlara değil standart okur seviyesine de hitap eden bu güzel eserini herkese tavsiye ederim.