·656 syf.··Beğendi
···Okunma: 24 Şubat 2026 20:59 Dan Brown her kitabında aralara ilginç bilgiler koyarak okuyucuyu ufak tefek araştırmalara yönlendirmeyi çok seviyor. Bu kitapta da sırasıyla Savant Sendromu, Codex Gigas, Kadüs Simgesi notlarını almışım.
Savant Sendromu:
Ciddi zihinsel/nörolojik engelleri olan bireylerin, müzik, matematik, hafıza, takvim hesaplama veya sanat gibi belirli alanlarda olağanüstü, deha düzeyinde yetenekler sergilediği nadir bir durum.
Codex Gigas:
Codex Gigas’ın, diğer bir adıyla Şeytan İncili’nin hikayesi şöyle: Bir Orta Çağ kilisesindeki bir rahip cezası ölüm olan bir suç işler. Bu cezadan kurtulamayacağını anlayan rahip diğer rahiplere ve baş rahibe bu kilisenin gördüğü en büyük Orta Çağ el yazmasını yazacağına yemin eder. Ardından adama bir gün mühlet verilir ve önüne çeşit çeşit mürekkepler ve deriler koyarlar. Kapılar kapatılır ve herkes adamın nasıl bir eser çıkartacağını beklemeye başlar. Günün doğmasına saatler kala içeriden garip sesler gelmeye başlar. Bazı rahipler korkar ve kapıdan uzaklaşır ancak süre bitmiştir. Kapılar açılır, içeride baygın halde durmakta olan adam ve yazdığı Kitâb-ı Mukaddes'ten başka bir şey yoktur. Rahipler Kitâb-ı Mukaddes'i hayranlıkla incelemeye başlar, sayfaları hızlı hızlı çevirmekte olan rahipler aniden durur. Karşılarında kocaman bir şeytan portresi vardır. Bazıları adamın yetiştiremeyeceğini anlayınca ruhunu şeytana sattığını düşünür. Modern bilimin insanları eserle ilgili olarak normal bir insanın en az 30 yılda yazacağına 72 kilo ağırlığında olup 160 eşek derisinden yapıldığını öngörmüşlerdir.
Bugünkü yöntemlerimizle saptadığımız bulgular da enteresan bir şekilde hikâye ile uyumlu. Kitabı inceleyen el yazısı uzmanları, kitabın kesin olarak tek bir kişi tarafından yazıldığında hemfikir. Üstüne üstlük el yazısında hiçbir yorulma ve değişme ibaresi görmediklerini, kitabın yazılmaya başlandığı gibi bitirildiğini düşünüyorlar. Yani kitabı tek kişi bile yazmış olsa, yazması 20-30 yıl sürebilecek bir kitabın farklı noktalarında bariz değişiklikler olmalıydı, ama yok.
Bugün kitap İsveç Stockholm’de İsveç Ulusal Kütüphanesi’nde sergileniyor ve zaman zaman Prag’da sergilenmek için de gönderiliyor. Dan Brown da bu vakit aralığını denk getirerek, Prag’da geçen kitabına bu enteresan İncil’i de dahil etmiş.
Kadüs Simgesi ise bugün tıp sektöründe kullanılan, hepimizin bildiği yılanlı asa sembolü. Kitapta Langdon bu sembolün aslında yanlış sembol olduğunu bize hatırlatıyor:
“CIA tesisinde bir tıp sembolü bulunması Langdon’ı şaşırtmışsa da işte orada, belirgin bir şekilde sergileniyordu. Bu sembolün tıpkı buradaki gibi sıklıkla yanlış kullanıldığını biliyordu. Kadüs aslında Yunan Seyahat ve Ticaret Tanrısı Hermes’in sembolüydü. Doğru sembol, kanatsız olan ve çift yılan yerine sadece tek bir yılan bulunan, Yunan Şifa Tanrısı Asklepios’un asası olmalıydı. Utanç verici bir şekilde, ABD Ordusu Tıp Kolordusu’nun 1902’de üniformalarına yanlış kadüs amblemini eklediği o günden bu yana sembol ABD’li doktorlar ve hastaneler tarafından hatalı bir şekilde sergileniyordu.”
Dan Brown bu kitabında insan bilincine yoğunlaşıyor ve klasik kahramanı Robert Langdon’a bu sefer sevgilisi Katherine Salomon eşlik ediyor. Yazar kitabında insan bilinci ile ilgili en derin sırrı, yani kitabın başlığındaki gibi sırların sırrını anlatıyor: bilinç aslında bizim özel olarak sahip olduğumuz bir şey değil, tüm bilinç etrafımızdadır ve beynimiz bir alıcıdır.
Bu iddiaya göre bütün bilgiler ve gerçekler aslında etrafımızdadır, evrenin içindedir. Beynimiz ise aynı bütün FM kanallarından bir frekans seçen radyo gibi belirli sinyalleri toplar ve topladığı kadar bilir. Yani aslında piyano çalmak isteyen biri, piyanoyu öğrenmek için beynindeki frekansı ayarlamaya çalışır ve o bilgilere beynini açmış olur.
Beynimiz etrafındaki bütün bu bilgilerden ve bu tüm veri kalabalığının aşırı dozundan zarar görmemek adına kendini korur. Bunu da GABA seviyelerini arttırarak yapar. GABA beynin içindeki doğal bir engelleyici. Düşük GABA seviyeleri beyinde aşırı uyarılma, panik atak ve kaygı gibi sorunlara yol açabiliyor. Mesela bazı halüsinatif uyuşturucuların (mesela LSD) aslında GABA seviyelerini düşürmesi ile gerçekte etrafımızın asıl halini gördüğümüz tezi de kitapta yer alıyor:
“Daha önce de söylediğim gibi, belirli halüsinojenler beyindeki GABA seviyelerini düşürüyor. Böylece beynin filtreleme mekanizması da yavaşlıyor. Ve bence, halüsinojenlerle ilişkilendirilen beden dışı deneyimler gerçeğin bir yansıması.”
Elbette uyuşturucuya açık olarak özendiremeyeceği için, Brown bu uyuşturucuların uzun vadede kullanımların ciddi zihinsel sorunlar yaratabileceğinin de altını çiziyor.
Ölümün de buna benzer bir deneyim olduğu, insanın ölürken GABA seviyelerinin düştüğü, bu yüzden aslında bilincin serbest kalıp tüm evrenle bir olduğu tezi de ortaya atılıyor. Bu tabii ki yeni bir şey değil, insanın evrenle bir olduğu daha önce birçok kültürde, birçok “alim” tarafından iddia edilmiş bir şey. Ölüme yakın deneyim yaşayanların ciddi bir kısmının kendi bedenini yukarıdan görmesi, bir mutluluğa ve bütünlüğe karıştığını hissettiğini anlatması da işte bu kimyasal olaya bağlanıyor.
İnsan bilincinin gizli kalmış olan gerçeğinin bu olduğuna inanan Katherine Salomon, bu konuda bir kitap yazar ve hikâye de kitap yayımlanmadan hemen önce başlar.
Nükleer savaş, uzay yarışı savaşları ve teknoloji savaşlarından sonra, sıradaki savaşın bilinç savaşları olacağını düşünen CIA, aslında bu gerçeğin farkındadır ve bu konuda uzun yıllardır deneyler yapmaktadır. Katherine’in bu tezinin de henüz belki de kendilerinden geride olan rakiplerini uyandıracağını, onları da yarışa sokacağını ya da belki de öne geçireceğinden çekindiklerinden, kitabı yok etmeye çalışırlar.
CIA aslında yapay nöronlar dahi üretecek teknolojiye ulaşmıştır. İnsanların ölürken GABA seviyelerinin düştüğünün farkında olduklarından, üzerinde deney yaptıkları insanları da neredeyse öldürerek izlemektedirler. Nasıl bir insan gördüğü rüyayı uyanınca çoğunlukla unutuyorsa, ölümden dönenler de yaşadıkları deneyimleri çoğunlukla unuttuğundan, zihinde oluşan imgeleri, yani hayallerimizi, yani gözümüzün değil aklımızın gördüklerini izleyecek bir teknoloji dahi geliştirmişlerdir.
Bu proje Prag’da kurulan “Eşik” adındaki gizli laboratuvarda yapılmaktadır. “Uzak görü” ya da “Uzaktan İzleme” projesi olan ve tarihte “Stargate Project” olarak bilinen projenin bir devamı olarak geliştirilmiştir. Stargate Projesi’nin amacı bilinci serbest bırakıp dünyanın herhangi bir yerini izleyebilmek ve dinlemektir.
CIA Katherine’in kitabını sunuculardan başarıyla yok eder ve ellerindeki tek fiziksel kopyayı da Langdon canlarını kurtarmak adına bir yangın alarmı çalıştırmak için yakar. Kitabı tekrar yazmasını engellemek için de Katherine’e bir gizlilik sözleşmesi imzalatıp kitap hakkında konuşmak isterler, ama Langdon planı çözerek Katherine’i durdurur.
Langdon ve Katherine CIA’nın insanlar üstünde yaptığı deneylerin kontrol edilmesi ve kimsenin bir daha zarar görmemesi karşılığında kitabın tekrar yazılırken bazı noktalardan bahsedilmemesi üzerine bir anlaşma yaparlar ve o anki yaşayan denek Sasha’yı kurtarırlar. Kitabın sonunda Langdon’ın aslında kitabı değil, başka sayfaları yaktığını öğreniriz. Kitabın orijinali, baskıya hazır bir şekilde kurtarılmıştır.