·136 syf.··Beğendi
···Okunma: 24 Şubat 2026 13:46 Bazı kitaplar “annelik çok güzel bir yolculuk” diye başlar. Bu kitap ise direkt yokuş aşağı giriyor. Emniyet kemeriniz yoksa geçmiş olsun.
Ariana Harwicz, “annelik kutsaldır” diyen herkese rağmen anneliği cilalamadan, iyi görünmeye çalışmadan, dürüst bir şekilde okuyucu karşısına çıkarıyor. Sevgiyle nefret, öfkeyle şefkat aynı cümlede yan yana yer alıyor. Bu da hem kitabın en rahatsız edici tarafı hem de en gerçek.
Bir yerde kendi kendine gelen itiraf -dile geldiğinde dünyayı yıkacak olan cümle- patlak veriyor:
"Öğle yemeğinden beri tuvalete gitmek istiyorum ama anne olmaktan başka bir şey yapmak imkânsız. Ağlayıp duruyor üstelik, ağlıyor, ağlıyor ve ağlıyor, aklımı oynatacağım. Anneyim ben, nokta. Pişmanım esasında ama bunu söyleyemem bile. Kime söyleyeceğim ki zaten?"
Lohusa depresyonu burada bir terim olmaktan çıkıyor ve adeta ete kemiğe bürünüyor. Kadının bedeni ve zamanı artık yalnızca ona ait değil.
Metinde sık sık geçen doğa tasvirleri var; ama huzur yok. Ev var; ama yuva hissi yok. Evlilik var; ama dayanışma yok. Kadın hem kaçmak için yanıp tutuşuyor hem de kalmak zorunda. Kitabı okurken sarsıldım, rahatsız oldum ve susturulmuş bir düşüncenin yankısını duydum. Bazı kitapları okurken altını çizersin, bazılarını da kapatıp bir süre tavana bakarsın. Geber Aşkım ikincisi… Ariana Harwicz bu yolculukta kadının hislerini öyle yoğun ve gerçek anlatmış ki karakteri anlamaya başlıyorsunuz. Okumadan önce hazır olun, okuması kolay değil; ama zaten gerçek çoğu zaman kolay olmaz.