Puan vermedi·72 syf.····Okunma: 25 Şubat 2026 01:17 Altıncı Koğuş, küçük bir kasabadaki akıl hastanesi ve özellikle de hastanenin en karanlık bölümü olan altıncı koğuş etrafında şekillenen bir eser. Hastanenin altıncı koğuşunda kalan, korkularıyla baş edemediği için oraya kapatılmış ama aslında oldukça eğitimli ve bilinçli bir hasta olan İvan Dmitriç ile; okumayı seven ve sürekli okuyan, çevresini sıradan ve sıkıcı bulan Doktor Andrey Yefimiç’in felsefik sohbetleri kitabın merkezini oluşturuyor.
Başta sıradan görünen bu konuşmalar zamanla derin bir felsefi tartışmaya dönüşüyor. İvan Dmitriç yaşadığı adaletsizliklere, maruz kaldığı kötü koşullara isyan ederken; doktor her şeyi akıl ve kayıtsızlık süzgecinden geçiriyor, hayatı uzaktan izlemeyi seçiyor. Fakat olaylar ilerledikçe o “uzaktan bakmanın” aslında ne kadar kolay ve konforlu bir tavır olduğunu görüyoruz. Doktorun kendi kurduğu felsefi dünyanın içine hapsolması ve sonunda eleştirdiği hayata doğru sürüklenmesi eserin en sarsıcı kısmıydı.
Kitabı okurken en çok hissettiğim şey şu oldu: İnsan, başkasının acısını anlamadan onun hayatını yargılamamalı. Eseri bitirdiğim anda Mevlânâ’nın şu sözü aklıma geldi:
“Benim hayatımı yargılamadan önce benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan geç…”
Çehov bu eserinde bana göre delilik ile akıllılık arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu gösteriyor. Bazen toplumun “deli” dediği kişi gerçeği en açık gören kişi olabiliyor. Asıl delilik ise haksızlıklara alışmak ve hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmek olabilir.
Kitabı okurken verdiği o felsefi keyif ve sonunda bıraktığı sarsıcı etki gerçekten unutulmazdı...