·520 syf.····Okunma: 25 Şubat 2026 01:18 Ülkemizde sıkça eleştirilen Nobel ödüllü yazarımızın okuduğum ikinci kitabı. İdeolojik düşüncelerimi bir kenara bırakarak yalnızca kalemini değerlendirmek istiyorum. Aksi takdirde inkar edemeyeceğim şekilde yazarı ağır eleştiri toplarına tutmam gerekir, bu ise eser değerlendirmesinden çıkar.
Bazı kesimlerin iddia ettiği gibi Batı’ya yaranmak adına dile getirdiği düşünceler sayesinde “siyasi” bir ödül olduğunu düşündüğüm Nobeli, "Ancak o söylemlerinden aldı" şeklinde yorumlarsam, yazarın kalitesini görmezden gelmiş, sekiz yıllık büyük bir emeğin ürünü olan bu kitaba haksızlık etmiş olurum.
Okumaya bir süre ara verdikten sonra elime aldığım dördüncü kitap olması ve içerdiği yoğunluk sebebiyle ağır ağır, sindirerek okudum. Zaten bunun bir “başla-bitir” kitabı olduğunu düşünmüyorum. Terimsel ve kavramsal yoğunluk, eseri hızlı tüketmenize izin vermiyor; aksine sizi yavaşlamaya, düşünmeye ve satır aralarında gezinmeye davet ediyor.
Kitabın içeriğine gelecek olursak… Çoklu pencerelerden, farklı perspektiflerden ve bağlamdan kopmadan kurulan bir anlatı dünyası… Ancak bu kadar ustalıkla inşa edilebilirdi. Nasıl mı? Bir ağacın, bir sokak köpeğinin, ölü bir ruhun, insanların, şeytanın hatta bir paranın gözünden olaylara bakarak bakış açınızı genişletiyorsunuz. Bu anlatım tekniği zihni doğal olarak yoruyor; fakat aynı zamanda okuru diri ve uyanık tutuyor.
Bazı yazarlar, yıllarca emek vererek yazdıkları kitapların bir solukta okunmasına gücenir ya; işte bu eserde yazar adeta “Sekiz yıllık emeğim var, öyle kolayca okuyup geçmek yok.” diyor. Metinler, sabır ve dikkat istiyor.
Ayrıca bir husus dikkatimi çekti: Eserde yer alan cinsellik ve +18 unsurlar gerekçe gösterilerek kitabı yerden yere vuran bazı okurların, benzer yoğunlukta unsurlar barındıran Charles Bukowski ya da Gabriel García Márquez gibi yazarların eserlerine aynı sertlikte eleştiri yöneltmemesi düşündürücü. Bu çifte standartlı yaklaşımın beni üzdüğünü inkâr edemem. Roman işte tam olarak bu ele alıyor : DOĞU × BATI.
Daha derine indiğimizde eski ile yeninin, Doğu ile Batı’nın, hatta kötü ile kötünün savaşı… Evet, kötü ile kötünün. Bu, tozpembe bir anlatı ziyade; iyilerin tamamen iyi, kötülerin tamamen kötü olduğu bir dünya sunmuyor. Aksine, her insanın içinde bastırdığı, derinlere gömdüğü karanlık tarafı ve aykırılığı ortaya koyuyor. Yazar, insan doğasının ikiliğini ve çelişkisini incelikle, yer yer sarsıcı bir açıklıkla aktarmayı başarıyor.