Merhaba kitapsever dostlarım, insanın kalbine dokunan derin bir yolculuğa çıktım bu kitap ile.
Kitabımız bizi İstanbulda doğayla iç içe bir fabrikaya götürüyor.
Bu fabrika öyle bir yer ki ciftlik gibi. Fabrikadan sorunlu olan Selçuk bey vasıtası ile fabrikanın yanına çeşitli kümes hayvanları için bir yasam alanı yapılıyor.
Tavuk, horoz, hindi, kaz gibi kümes hayvanları dışında kedi ve köpek de bu fabrikanın demir baslarından.
Fabrikada çalışan işçiler de bu hayvanlara özen gösterip ilgileniyorlar.
Ama aradan biraz zaman geçiyor ve kümesten tavuklar bir bir ölmeye basliyor.
Sanki hastalık kapmışlar gibi sırayla ölmeleri bir tuhaf geliyor herkese.
Çalisanlardan biri tavuklari fabrikanın kedisi Hoyrat'ın yediğini söyleyince Selçuk bey bu isin peşine düşüyor.
Hoyrat, sadece bir kedi değil; ait olma arzusunun, dışlanmanın ve yeniden kök salma çabasının sembolü.
Onu cok da seviyordur ama çareyi onu baska bir yere göndermekle bulur.
Adeta sürgün edilir. Fabrikaya gelen kamyonlardan biri ile uzaklara gönderir.
Hoyrat gidince tavuk ölümleri durur.
Selçuk bey onun gidişine üzülür ama yapacak bir şey yoktur.
Sonrasında ne oldu dersiniz ?
Hoyrat uzunnnn aradan sonra fabrikanın yeni yerini bulur ve evine geri döner.
Çocuklar için sıcacık bir macera; yetişkinler için ise içsel bir yüzleşme.
Kitap cok sade ve masal tadında. Tam bir vefa örneğini görüyoruz. Şehrin içinde doğayla iç içe köy hayatı nasil olur görüyoruz.