Merhaba kitap sever dostlarım okurken sadece bir karakterin hikâyesini değil, bir toplumun yıllarca sessiz kalmış acılarını da omuzlarınızda hissedersiniz işte böyle bir kitap okudum.
Romanın
Yine o his... Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığının dilimin ucunda bıraktığı ekşi tat... Bir şey var, görünenden öte, adını koyamadığım fakat dilimin ucunu kamaştıran, bir türlü telaffuz edemediğim yabancı dile ait bir hece gibi tuhaf tekrarlar...
Yusuf Başını ellerinin arasına alıp ovuşturmaya başladı. Üç gecedir uykusuzluktan kan çanağına dönmüş gözlerinin ardı sızlıyordu. Yumruk yaptığı ellerini alnına kemiğini delmek ister gibi bastırınca bu pozu aklına, Van Gogh'un ünlü "Sonsuzluğun Eşinde" tablosunu getirdi. İntiharından iki önce yaptığı! Başının içinde dinmeyen bir cızırtı vardı.
Korktum. Ben senin gibi değilim. Sen cephelerde mermiye kafa atmışsın, bense kurşunu havada görsem ölürüm! Çok farklıyız biz! Halen aklım almıyor. Bana çok fazla geldi olanlar. Gördüğün şey korkumdu! Ben senin öldüğün haberini çok daha önce İstanbul'da aldım. Yerlere düştüm! Hala rüyalarıma giriyor. Şuram yandı ahh! "Ateş öldü" dediler. Sana "Ferah öldü!" dediler mi hiç?