Merhaba arkadaşlar
Bugün size, okurken zihnimin sınırlarını zorlayan, beni uykusuz gecelere mahkûm eden ama bir o kadar da hayran bırakan o efsane serinin devam kitabından; Zihin Sarkacı’ndan bahsedeceğim.
Buluyorsunuz, İlk kitabımızda Adsız’ın bir 'proje çocuk' olarak başlayan, Akif Yavuzhan operasyonuyla zirveye taşınan ve Ferah ile olan o fırtınalı aşkıyla bizi uykusuz bırakan hikayesi, ikinci kitapta çok daha derin ve psikolojik bir boyuta evriliyor:
İlk kitabın o yüksek temposu ve aksiyon dolu sahneleri, yerini bu kez zihnin koridorlarında geçen daha durağan ama bir o kadar da gerilimli bir yolculuğa bırakıyor. Adsız, operasyondan sonra gözlerini Bakü’de açtığında sadece yaralarıyla değil; silinmek istenen hafızası ve Ferah’ın hamilelik haberiyle de yüzleşiyor.
Yazarımız bizi bu kitapta bizi Adsız’ın zihin sarkacına davet ediyor. Bir yanda umut, diğer yanda mutlak umutsuzluk; bir yanda köklerini arayan bir adam, diğer yanda aile olabilme arzusu... Adsız’ın zihninde dolaşan o "kuyruğu birbirine değmeyen 40 tilki", okuyucuyu ters köşelerle dolu bir labirente hapsediyor.
Sırlar Operasyondan Daha Büyük
Olayların sadece bir proje çocuktan ibaret olmadığını anladığımızda, hikaye bambaşka bir derinlik kazanıyor. Adsız; öldü sandığı babası Ersoy Güneri ve yanı başındaki annesi Ülkü ile sarsılırken, asıl tehlikenin henüz doğmamış bebeğinin peşinde olduğunu öğreniyor.
Ferah ve Adsız cephesinde ise sular hiç durulmuyor. Açık alanlarda gizlenmeye çalışırken yaşanan o derin bunalımlar, kavgalar ve bitmek bilmeyen hesaplaşmalar... Ferah, bir yandan affetmek isterken bir yandan da uğradığı büyük ihaneti unutamıyor. Adsız ise hala bildiğimiz o küfürbaz ve sert tavrından ödün vermiyor ve Ferah'ın onu bırakmasıyla ancak bu kez aklının sınırlarını zorlayan bir varoluş mücadelesi