Modern şehir yaşamını sorguladığı, düşündürücü ve yer yer ironik bir romandır. Eser, büyük şehirde büyümenin getirdiği yalnızlık, kimlik arayışı ve aidiyet duygusu üzerine odaklanır.
Yazar, sade ve akıcı diliyle özellikle gençlerin gözünden İstanbul’un karmaşasını ve bireyin bu kalabalık içindeki sıkışmışlığını başarıyla yansıtır. Romanın en güçlü yönü, gündelik hayat ayrıntıları üzerinden toplumsal eleştiri yapabilmesidir.
“Kalabalığın içinde yalnız kalmak, en büyük ironiydi.”
“İnsan, ait olduğu yeri değil, hayalini arar çoğu zaman.”
“Gençlik, umutla yanarken gerçekler sertçe söner.”