Dokuz Yayınları etiketiyle yayımlanan Yasaklanmış Masallar: Külkedisi, bildiğimiz masalı paramparça edip küllerinden çok daha rahatsız edici bir hikâye çıkarıyor. Bu kitapta anlatılan Külkedisi, kurtarılmayı bekleyen bir kız değil; yaşadıklarıyla şekillenen, karanlığı içinde büyüten ve sonunda onunla yüzleşmemizi sağlayan bir karakter.
Cendrine’in hayatı annesinin ölümüyle sarsılıyor, babasının yeniden evlenmesiyle ise bambaşka bir yöne savruluyor. İlk bakışta sıradan görünen bir aile düzeni, babanın evden uzaklaşmasıyla birlikte hızla çürümeye başlıyor. Üvey annenin gerçek yüzü ortaya çıktığında, Cendrine için ev artık bir yuva değil, yaşayan bir kâbus hâline geliyor. Ve bu kâbusun merkezi, evin altındaki krematoryum… Orası sadece bir bodrum değil; ölümle iç içe, soğuk, karanlık ve insanın aklını kemiren bir mekân. Cendrine’in ruhu da tıpkı yaşadığı yer gibi zamanla kararıyor.
Hikâye iki farklı zaman diliminde ilerleyerek, yaşananların nedenlerini ve sonuçlarını parça parça önümüze seriyor. Bu anlatım biçimi, karakterin nasıl bu noktaya geldiğini anlamamızı sağlarken, yapılanların ağırlığını da daha sert hissettiriyor. Çünkü burada okur olarak “haklı mıydı?” sorusuyla sık sık baş başa kalıyoruz. Cendrine’in maruz kaldığı şiddet, yalnızlık ve bastırılmış öfke, bir noktadan sonra kontrol edilemez bir şiddete dönüşüyor. O andan itibaren masal tamamen bitiyor; geriye sadece rahatsız edici bir gerçeklik kalıyor.
Kitap, şiddeti süsleyerek anlatmıyor. Aksine, okuru huzursuz eden, yer yer mide bulandıran sahnelerle sınırları zorluyor. Bu yüzden baştaki uyarıların ne kadar yerinde olduğunu okudukça daha iyi anlıyorsunuz. Yasaklanmış olmasının sebebi de tam olarak burada yatıyor: Herkesin kaldırabileceği bir karanlık değil bu. Psikolojik olarak güçlü olmayı, hatta okurken zaman zaman durup nefes almayı gerektiriyor.
Cezaevi bölümüyle birlikte hikâye bambaşka bir boyuta taşınıyor. Artık Cendrine değil, “Külkedisi” var karşımızda. İnsanların korkuyla fısıldadığı bir isim, geçmişin külleriyle beslenen bir intikam arzusu… Ve ortaya çıkan gizemli bir ziyaretçiyle, hikâye daha da tekinsiz bir hâl alıyor.
Bu kitap kolay okunmuyor ama iz bırakıyor. Karanlığın bazen dış koşullardan değil, insanın içine biriken acılardan doğduğunu sert bir şekilde hatırlatıyor. Herkese önerilecek bir okuma değil; ancak sınırlarını zorlamak, masalların karanlık yüzüyle yüzleşmek isteyenler için oldukça çarpıcı ve unutulmaz bir deneyim.