Siz hiç çocuğu için çaresiz kalmış, umutları tükenmiş bir anne oldunuz mu?
Ben oldum.
Agnes de oldu; tıpkı benim gibi.
Okuduğum her satırda onun acısını yaşadım, onunla birlikte gözyaşı döktüm. En küçük oğlum doğduğundan bu yana — yani beş yıldır — kendimi daha çok kitaplara verdim. Belki başka hayatlarla karşılaşırsam, kendi hayatımı ve acılarımı bir nebze olsun unuturum diye düşündüm.
Ama bu kitapta kendi acılarımla yüzleştim.
Bir annenin çaresizliğini, mücadelesini okurken adeta kendi hayatımı seyrettim. Çünkü bir annenin, evladı olduktan sonra kendine dair bir hayatı, bir gelecek kaygısı kalmıyor. Onun tüm kaygısı, evlatlarının hayatı ve geleceği oluyor.
Kitapta şöyle diyor:
“İşe yarayacağını bilsem, kalbimi yerinden çıkarır, ona verirdim.”
İşte anneliğin tam tanımı tam olarak bu.
Kitapta sözler şöyle devam ediyor:
“Hayat varsa, umut da vardır.”
Agnes için belki artık geç…
Ama benim için değil.
“Hayat varsa, umut da vardır,” diyerek sözlerime son veriyorum, YiğitAlim..