Evdeki düşman: Amerika mı, müslüman ataleti mi, güdümlü korku mu?
Puan vermedi·640 syf.··
2026 10. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 07 Mart 2026 02:43
Ketebe Yayınları muhtelif konulardaki dergi yazılarını bir araya getirince bu koca kitap bizim olmuş. Altı bölümden oluşuyor. Bahsettiği konular ise yabancımız değil: Müslüman bir insanın sosyokültürel yaşamı, derdi, tasası, eğitimi, ekonomisi. Yani büsbütün “müslümanca yaşamak üzerine denemeler” kitabı. Ben Cahit Zarifoğlu’nu severim. Edebiyat üzerindeki yoluna hayran olmamak elde değil. Bu kitabı da sevdim. Fakat bir tekrar metin gibi okuduğum birkaç bölüm canımı sıktı. Biliyorum, bunlar ayrı ayrı dergi yazıları ve tek bir kitap için tasarlanmadı. Fakat bir kitap içinde birlikte okuyunca “bunu zaten okumuştum” hissi biraz gerilmeme sebep oldu. Sık sık bunun bir derleme kitap olduğunu telkin ettim kendime. Altı bölümün derdi de farklı: toplumsal sıkıntılar, politika, kültür, miras, ruh, ekonomi, Müslüman ülkelerin sıkıntıları… Hepsi bir araya gelince yazar, yaşadığı dönemde dalgası göğe yükselip duran okyanuslar gibi yerinde duramamış. Bir şeyler yapmak, çabalamak, okumak, yazmak, yola çıkmak… Yazar, edebiyatın boynuna borç demiş. Fakat bu önemli meseleleri daha önce birçok yazardan okuyunca, Cahit Zarifoğlu’nun saklayamadığı şiirsel dil, o yumuşak ton pek de telkin etmiyor beni. Okuyucu olarak onun kelimelerini alıp kendi filtremden geçirince etkilensem de sarsmıyor beni. Aklıma İsmet Özel geliyor. Onun yüksekten sesi yakalarımı silkiyor; elinde cetvel, başımı bekliyor. Ben her an tetikte, öğrenmek zorunda, araştırmak zorunda, ilerlemek zorunda hissediyorum kendimi. Burada o his yok. Bazen öyküleme yapılıyormuş hissi havada bırakıyor. Bir başka konu ise özeleştiri azlığı. Bu kadar hacimli bir kitapta biz düşmana emperyalizm diyoruz, kapitalizm diyoruz; Amerika, İsrail, Fransa, Avrupa diyoruz. Fakat kendimizi ne derece ciddiye alıp eleştiriyoruz? Buna ne kadar mesai harcıyoruz? Bu önemli. Yani bizim içimizde, bu düşmanlarla bu konuma gelesiye kadar susan o özeleştirisiz, tembel, haylaz ses en büyük, en önemli mesele. Hatta yeri geldiğinde bir kavgaya dönüşebilecek mesele. Yakın zamanda “atalet” kelimesiyle bir hayli muhatap oldum. Atalet: tembellik, eylemsizlik, üşengeçlik. İşte bu Müslüman ataletini daha büyük bir konu görüyorum ben. Ve koca bir bölüm oluşturabilecek kadar yazılar beklerdim. Koca bir yüzleşme. Yarayı gösterip aynı tonda devam etmek değil. 1970–1980 ve sonrası toplumu muhakkak çok şey yaşadı. Bambaşka, zorlu bir dünyaydı orası. Şimdi nasıl? Şimdi daha kötü. Bugünleri görseydi nutku tutulurdu, yazık. Örneğin Jeffrey Epstein davasını görseydi böyle bir kötülüğe ne derdi? Şimdilerin sessiz, seçmeci yazarlarının bu konularda sağır taklidi yapmasına ne derdi acaba… “Belayı büyük göstermek” isimli bölüm en etkilendiğim kısım. Aslında başlığı da olayı tek başına anlatabilir. Orada diyor ki: “Derler ki bir zamanlar bütün hayatını vakfedercesine Yahudi aleyhine, Siyonizm aleyhine kitaplar yazan biri Yahudi’nin adamıydı. Öyle bir hâle getiriyordu ki Yahudi’yi, senin kafanda şöyle bir imaj doğuyordu: ‘Yahudi’yle asla baş edilmez.’” O kadar etkileyici ki… Bu güdümlü korku, kitleleri yönetebilmek ve oradan aslında sahip olmadığın bir güce sahipmişsin gibi eyleme geçebilmek… Bunların asırlardır kullandığı bir silah türü ve daha öldürücü. Çünkü direnme tarafında kim varsa direncini kırabilmek, bu güdümlenen korkunun gölgesinde heybetini büyük göstermek, rakibini yalnızlaştırıyor. Başarıyı alıp fildişi kulelerde gösterince dünya onların oluyor. Yazık. Çok yazık.
Edebiyat
Güneşte Bir GeceCahit Zarifoğlu · Ketebe Yayınları · 202347 okunma
·
60 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.