·144 syf.····Okunma: 26 Şubat 2026 01:37 Jean Teulé, İntihar Dükkanı adlı romanını kara mizah türünde, distopik bir dünyada geçen karanlık bir hikâye olarak kurgulamış. İnsanlığın umudunu neredeyse tamamen yitirdiği bir toplumda, yaşamın değersizleştiği bir evrenle karşılaşıyoruz. Roman, intiharı kolaylaştıran ürünler satan Tuvache ailesinin işlettiği dükkân etrafında şekilleniyor. Ailenin mottosu olan “Hayatta başarısız mı oldunuz? Bizde başarılı olursunuz.” cümlesi aslında hem kitabın tonunu hem de vermek istediği eleştiriyi özetliyor.
Bu dükkânda insanlar hayatlarını “garantili” bir şekilde sonlandırabilmek için zehirler, ipler, aletler ve çeşitli intihar kitleri satın alıyor. Anne ve baba Lucréce ve Mishima ile çocukları, intiharı adeta profesyonelce sunulan bir hizmete dönüştürmüş durumda. Ailenin dünyasında ölüm son derece sıradan, hatta normalleştirilmiş. Ancak her şey, en küçük oğulları Alan’ın doğumuyla değişmeye başlıyor. Alan, ailesinin aksine neşeli, umutlu ve yaşama sıkı sıkıya bağlı bir karakter. Onun iyimserliği hem aile düzenini hem de karanlık dükkânın işleyişini sarsıyor; bu da kitabın temel çatışmasını oluşturuyor.
Gelelim benim yorumuma. Kitaba başlarken özellikle ilk 20 sayfada “Ben ne okuyorum?” diye kendime sormadan edemedim. Açık konuşmak gerekirse, bu kısımda kitabı bırakmayı ciddi anlamda düşündüm. Konu ilgimi çekmişti, “İntihar Dükkanı” ismini görünce daha çok metaforik bir anlatım bekliyordum, bu kadar doğrudan ve normalleştirilmiş bir intihar dili beklemiyordum. 20. sayfadan sonra, yaklaşık 90. sayfaya kadar metnin akışı hızlanıyor ve kitap bir oturuşta, yaklaşık 3 saatte okunabilecek hale geliyor. Sayfa sayısının azlığı da okuma motivasyonumu başlangıçta yükselten bir etkendi.
Yine de yazarın dili yer yer ağırlaşıyor ve bazı olayların birbirine bağlanması bana göre zayıf kalıyor. Okur olarak kendimi çoğu zaman bilinmezliğin içine atılmış gibi hissettim. Özellikle kitabın ortalarına doğru, “Bu kitabı bitirmesem mi?” diye düşündüğüm oldu. Daha önce beğenmediğim Rapunzel adlı kitaba bazı yönleriyle benzettim; her ne kadar aynı düzeyde olmasa da, ölümün ve özellikle intiharın normalleştirilmesi beni rahatsız etti. Kitaptaki evrende intihar, neredeyse hoş görülen, yaşamak ise kötü ve zararlı bir şeymiş gibi gösterilen bir konumda. Tuvache ailesinin ebeveynlerinin, en küçük oğulları Alan’a sürekli “Neden bu kadar neşelisin, neden yaşamak istiyorsun?” şeklinde psikolojik baskı yapması da bu rahatsız edici havayı güçlendiriyor.
Açıkçası, kitaplarda intihar gibi ağır konuların bu kadar olağan ve “sıradan” bir şeymiş gibi sunulması beni oldukça huzursuz ediyor. Bu yüzden kitaba puan verirken kırdığım en büyük puan, bu yaklaşımından kaynaklanıyor. Kitabı aslında beni okuma durgunluğundan (reading slump) çıkarsın diye elime almıştım; kısa olduğu için “Hızlıca bitiririm.” diye düşündüm. Fakat ortalara doğru “Acaba bu kitap beni yeniden okuma isteksizliğine sokar mı?” diye kuşkulanmaya başladım.
Sonlara doğru, özellikle 90. sayfadan 100. sayfaya yaklaşırken olayların ilerleyişini oldukça saçma buldum. Spoiler vermek istemiyorum ama bana göre yazar, bazı olayları havada bıraktı ve son kısımda her şeyi bir anda toparlamaya çalıştı. Okur olarak “Ne ara oldu bu? Nasıl buraya geldik?” diye sorduğum çok yer oldu; karakterlerle ve olaylarla bağ kurmakta zorlandım. Finalini bu yüzden hiç beğenmedim ve puan kırma nedenlerimden biri de bu oldu.
Genel olarak, bir oturuşta okunabilecek, temposu yer yer yükselen ama konusu ve yaklaşımı bakımından herkese hitap etmeyecek bir kitap olduğunu düşünüyorum. Benim için 8’lik bir kitap değil; 6,5 demek de haksızlık olur. O yüzden en fazla 7–7,5 puan verebileceğim bir roman. Özellikle kara mizahı seviyor, distopik dünyalarda geçen, rahatsız edici fikirlerle yüzleşmekten çekinmiyorsanız ilginizi çekebilir; ancak intihar temasına karşı hassassanız, sizin için zorlayıcı bir okuma olabilir.