Bazı kitaplar vardır; okurken sadece bir hikâyeyi takip etmezsiniz, aynı zamanda kendinizle yüzleşirsiniz. Şizofren benim için tam olarak böyle bir kitap oldu. Özellikle son bölümde karşıma çıkan “Bu kitap aslında 13 bölümden oluşuyor. Son bölüm sensin.” cümlesi, metni bambaşka bir yere taşıdı. O ana kadar okuduklarım bir anlatıydı; o cümleden sonra ise aynaya dönüşen bir metinle baş başa kaldım.
Kitabın en güçlü yanlarından biri dili. Yormayan, akıcı, sade ama bir o kadar da derin. Okurdan çaba talep etmiyor gibi görünse de alt metninde ciddi bir duygu yoğunluğu barındırıyor. Anlatımın “tatlı” diye tarif edilebilecek bir yumuşaklığı var; sert temaları bile incitmeden aktarıyor. Bu da kitabı hem kolay okunur hem de etkisi uzun süren bir metne dönüştürüyor.
İçerisinde yer alan sözler, kesitler ve şiirsel pasajlar metne ayrı bir katman kazandırmış. Bu alıntılar ve şiirler metnin akışını bölmüyor; tam tersine, duyguyu pekiştiriyor. Yerli yerinde kullanılmış olmaları kitabın bütünlüğünü güçlendiriyor. Sanki anlatılan her duygu, bir dizeyle mühürlenmiş gibi.
Ancak kitabın asıl başarısı, okuru metnin dışına itmek yerine içine davet etmesinde. “Son bölüm sensin” ifadesi, yalnızca etkileyici bir final cümlesi değil; aynı zamanda sorumluluğu okura bırakan güçlü bir anlatım tercihi. Okuyucu artık pasif bir izleyici değil, hikâyenin devamı. Belki de kitabın asıl tamamlanışı, kapağı kapattıktan sonra başlıyor.