//KİTAP TAVSİYEM
'SARKOM'
//ALINTILAR
#Bir kelime, bir ömrün yükünü taşır...
#Zaman aslında bizim içimizde dururmuş.Bazen bir denizin kıyısında, bazen gözlerini kapattığında, bazen sadece nefes aldığında...
#Yaşamak, utanılacak bir şey değildi...
#Yorgundu... Kaslarının sızısından çok, kalbinin derininde biriken sessiz tükenişin yorgunluğuydu...
#Zaman, anlamsız bir kumaşa dönüşmüş, iplikleri çözülerek kaybolmuştu...
#Ölüm sessiz, ölüm sabırlı, ölüm soğukkanlıydı...
#Yaşam çizgisi, artık karanlık bir vadinin kenarında, uçuruma adım adım yaklaşan bir gezegen gibiydi...
#Güçlü olmak, herşeyi tek başına taşımak demek değildir. Bazen en büyük güç, başkasının elini tutmayı kabul etmektir...
#Ne olursa olsun, seni hep seveceğim...
#Ölmek bir şey değil, yaşamamak korkunç...
//KİTAP HAKKINDA
Merhaba kitapsever arkadaşlar
Kaç yaşında olursanız olun, merak ediyorum.Bugün hasta olup yatağa düşseniz, yahut yarın ölseniz, nasıl anılırsınız? Kendiniz için bu cihanda ne yapabildiniz? Gerçekten sevdiniz mi, sevildiniz mi, gezdiniz,gördünüz,doydunuz mu? An'ı yaşayabildiniz mi? Ölüm Allah'ın emri elbette,siz gerçekten yaşayabildiniz mi? Uzun zamandır bir insan hikâyesinden böylesi etkilenmemiştim.Kitabın ismini okuyup, arka planında da güzel bir kadın görünce,Sarkom kadının ismi yahut sevdiğinin ona taktığı bir lakap diye düşünmüştüm.Başına gelmeyen bilemiyormuş.Oysa Sarkom, vücudun kas, yağ, sinir, kan damarı ve bağ dokusu gibi destekleyici dokularından gelişen nadir bir kanser türüymüş.Sarkom,Yumuşak doku kanseriymiş... Rabbim çocuklarımızdan, bizlerden, sevdiklerimizden, mümkünse tüm cihandan uzak eylesin. Kim hangi hastalıkla savaşıyorsa, onlara güç, kuvvet ve hastalığı yenme sevinci versin. Oysa anne tarafımda kaza geçirip ölen yok. Herkes kanserden vefat etti, mekanları cennet olsun. Kız kardeşim bu kötü hastalığın başka bir türü ile savaştı. O kadar çok ismi, çeşidi var ki, hayatımızda sanki grip olmuş gibi normalleşti. Çok acı...
Kitabımızda bu acı kaderi ile kansere yakalanan bir kadının, bir annenin yaşamla savaşını anlatan bir günlük gibi...
Gerçek hayattan uyarlanan bu hikâye nasıl anlatılır, nereden başlanır, nasıl bitirilir hiç bilemiyorum. Kafamda kuramadım, bir yerlere oturtamadım. Sanırım hâlâ yüreğimde Nadia'nın yasını tutuyorum. Belki de şu an sadece Arseniy'e sarılmak istiyorum...
Siz benim kusuruma bakmayın, ben çok kısa kitaptan bahsetmeye çalışayım müsadenizle...
Nadia, geçmişte çok acılar çekmiş, yoksulluk, yoksunluk görmüş, kalabalıklar içinde yalnız kalmış, tabiri caizse cihanda yüzü gülmemiş bir kadındır. Oğlu Arseniy'in doğumu ile dünya Nadia için bambaşka bir anlama bürünmüş ve Nadia,
"Bütün denizleri gözlerinde taşıyorsun" dediği oğluyla güçlü bir bağ oluşturmuştur.
"Ne olursa olsun seni hep seveceğim oğlum, sana söz veriyorum" diyen Nadia, tek gerçeği olan oğlu için küllerinden yeniden doğmaya çalışırken, hayatın başka bir gerçeği olan hastalıkla, kanserle tanışır. Fibrosarkom teşhisi konan güzeller güzeli Nadia, doktor Ali'nin kendisine desteği ile tedaviye başlar. Bu tedavi ne güzel bedeni, ne yaşama azmi, ne de dünya telaşı için değildir. Bu tedavi sadece oğlu Arseniy için hayatta kalma savaşıdır. Saatlerin sonsuz bir döngüde döndüğü, sabırlı olmanın gerektiği, ölümün her defasında kapıyı çaldığı lakin Nadia'nın içeriden "ben buradayımmm" diye seslendiği, kemoterapili, ağrılı, ilaçlı zamanlar başlar.
Bir zaman sonra düşmeler, bastonla yürümeler, çekilmez acılar başlar ve Nadia o an, sonucu ne olursa olsun, ben ameliyat olacağım, oğluma geri döneceğim diye söz verdim, o sözümü tutacağım der ve doktorlardan aldığı onay ile riskli ameliyat masasına yatar. Işınlar hayatına ışık verir mi, kemoterapiler ruhunu da terapi eder mi, içine düşmemek için savaştığı karanlık Nadia'yı kendine çeker mi söyleyemem belki lakin şunu söyleyebilirim ki, bize bahşedilen her an, her gün saliyesine,milimine kadar çok değerli. Ve insanın şu hayatta en çok ihtiyaç duyduğu şey, para, pul değil ,ben yanındayım hissi veren bir el, yaşamak için tutunduğumuz bir sevgidir. Kimine göre evlat, kimine göre eş, kimine göre kardeş diye değişse de değişmeyen tek his, omzumuzda hissetmek istediğimiz o eldir. Bir matematik uzmanı nasıl olmuş da içindeki edebiyat tutkusunu satırlara bu denli oluk oluk dökmüş aşk olsun Müslüm hocama da...Her sayfada kalbim ayrı bir cümleye saygı duruşunda bulundu. Seven sevdiğine kitap yazamıyorsa mektup yazsın be arkadaşlar. Sevmeyen bu satırları nasıl yazsın...?
Peki
#Nadia, oğlu Arseniy ile kavuşabidi mi?
#Geçmişinde ne yaşadı da geçmiş Nadia'yı bunca hasta etti?
#Kalbi oğlu için atan Nadia'nın savaşı nasıl son buldu?
#Hans Zimmer Nadia'nın hayatına nasıl, hangi melodilerle dokundu?
#Nadia, peruğunu düzeltip, beyaz bluzunu giydiğinde kim için parfümler sıktı?
#Yıllardır yüzünde eksik olan ışığı kim Nadia'ya geri verdi?
#Tedavi, sessiz direniş, küçük zaferler, yalnızlık ve çığlıklar ile yankılanan hastane koridorları nasıl sustu?
Tüm bu sorularn cevabı kitapta...
Bir kadının, kadınlığından, kendi yaşamından, beklentilerinden, geleceğinden çok evladı için hastalığıyla verdiği mücadeleye tanık olmak, acılarını bedeninizde hissedip, mücadelesini ayakta alkışlamak için mutlaka okuyun.
Gerçek ismini bilmiyorum lakin seni tanıdığım ismin, mücadelen ve örnek anneliğinle hep anacağım Nadia. Birgün bir yerlerde kavuşup, sımsıkı sarılabilmek ümidiyle...
Saygı ve minnetle... ŞUAN BİR YILDIZ'A İSİM VERME YETKİM OLSA ADI,NADİA OLURDU SEVGİLİ NADİA...
LÜTFEN SEVDİKLERİNİZE KİTAP HEDİYE EDİN
Selam, sevgi ve illa ki dua ile...
Zehra Gaylan Yüksekkaya @okuyananne__zehra_35_09 instagram hesabım