Gönderi

Puan vermedi·328 syf.··
2026 12. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 26 Şubat 2026 20:51
Bu roman, “tutunamayanların hikâyesi” gibi okunabilir ama aslında bundan fazlası. Yazar, Romy’nin ağzından yalnızca bireysel bir trajedi anlatmıyor; bir yapının, bir sistemin ürettiği kırılgan hayatları gösteriyor. Üstelik bunu ajitasyona başvurmadan, dramatik yükselmeler yaratmadan yapıyor. Kimseyi savunmuyor, kimseyi yargılamıyor. Hatta yargılamanın kendisini anlamsızlaştırıyor. Romanın ilerleyen sayfalarında birçok karakterin geçmişine giriyoruz. İlk başta aralarında ortak bir kader çizgisi aradım. Sonra vazgeçtim. Çünkü mesele benzerlikleri bulmak değilmiş; o hayatların kırılganlığını, eksik bırakılmışlığını hissetmekmiş. Yazar sanki bilinçli olarak şunu söylüyor: “Anlama çabasını bir kenara bırak. Taraf olma. Hisset.” Romy’nin hikâyesinde beni en çok annelik teması yakaladı. Hapishane, fiziksel bir kapatılma hâlinden çıkıp kuşaklara yayılan bir belirsizliğe dönüşüyor. Annesinin ölümüyle birlikte oğluna dair kontrolü tamamen kaybetmesi, romanın en ağır noktasıydı. Orada artık suç ya da adalet tartışması değil, sadece insanî bir çaresizlik vardı. Annelik, Romy’yi mahkûm kimliğinin önüne geçiriyordu. Kitabın güçlü bir sistem eleştirisi de var. Devlet eliyle yapılan büyük ölçekli şiddet ile alt sınıftan gençlerin “canavar” ilan edilmesi arasındaki çelişki özellikle çarpıcıydı. Burada roman politikleşiyor ama bağırmıyor; karşılaştırıyor ve susuyor. O suskunluk, okuru düşünmeye zorluyor. Doc karakteriyle empati kuramadım. Travmasını anladım ama kendimi yerine koyamadım. Belki de bir dönem gücü temsil etmiş olması bunu zorlaştırdı. Roman burada adalet duygumu sınadı. Empati ile sorumluluk arasındaki mesafe görünür hâle geldi. Bazı hikâyeler tanıdık gelebilir; yoksulluk, bağımlılık, şiddet döngüsü… Ancak bu tanıdıklık klişe olmaktan çok tekrar eden bir toplumsal gerçekliğin yansıması gibi duruyor. Popüler kültürdeki hapishane anlatılarıyla benzer bir zemini paylaşsa da Salon Mars çok daha soğuk, daha ağır ve daha varoluşsal bir yerde konumlanıyor. Kitap bittiğinde hüzün vardı ama odaklanmış bir hüzün değil; dağılmış, yayılmış bir duygu. Öfkelenecek tek bir kişi yoktu. Kabullenmek ise bana göre değildi. Geriye yalnızca bir sessizlik kaldı. Ve belki de romanın asıl başarısı tam olarak buydu: Bir cevap vermemesi.
Salon MarsRachel Kushner · Siren Yayınları · 2024193 okunma
·
50 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.