Bireyin toplumsal aidiyeti nerede başlar nerede biter?
9/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2026 1473. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 26 Şubat 2026 23:10
Yazarın evvelden iki kitabını okumuş(bu 3. kitabı) ve halihazırda bir kitabını da okuyan biri olarak aslında diline ve anlatımına yabancı değilim. Yazarla ilk tanışacaklar için kitap; yazarın kendi deyimiyle 'etnik-kurmaca' tekniğiyle yazılmış bir kısa eser. Yazarımız bir antropolog olduğu için metinde yoğun bir derinlik hakim. Esere gelecek olursak baş karakterimiz emekli bir vergi müfettişi. Ayrılıkla sonuçlanan iki evliliği olmuş. İlk eşine nafaka yükümlülüğü varken ikinci eşinin de onu terk etmesiyle birlikte ciddi bir maddi zorluğa girip eşyalarını ve evini satarak arabada yaşamaya başlıyor. Karakterimiz bir anda evsiz biri olarak Paris sokaklarında gizli bir dolanış ve devinim içinde buluyor kendini. Burada karakter evsizliği deneyimlerken hem aidiyetin tek bir eve bağlı olmamakla ilintili olmadığını hem de özgürlüğünün sınırları arasındaki zikzakları bize göstermiş oluyor. Adamımız yeni bir kimlik oluştururken adeta toplumsal kimliğinin silinmesine de ölesiye korkuyor. Karakterimiz günlük tutuyor ve belki de kendi varlığını ebedi surette kendi namına tasdikliyor. Çünkü tamamen sokakta yaşamasa da toplumda var olduğu ispat etmek istercesine arabada yaşadığı bilinsin istemiyor ve zaman zaman ucuz pansiyonlarda konaklıyor. Okurken ister istemez kendinizi karakterin yerine koyup bazı sorgulamalar yapıyorsunuz. Kişinin evi olmadığında ne olur? Nereye ait olur, nereye döner? Evsizlik bir güvencesizlik midir? gibi sorular beyninizde canlanıyor. Karakterimiz burada ne yersiz yurtsuz ne yerleşik düzende bir nevi toplumsal bir arafta konaklıyor. Kişi evini sattığında geçmişini anılarını silip atmıyor fakat belirsiz bir mekan kişiyi toplumdan kolayca soyutluyor. Zaman zaman geri dönmeyi düşünse de yapamıyor adam. Bir yandan da evsizliğin düşüş olmadığını kendine ispat etmeye çalışıyor. Kendini toplumdan soyutlayan insandan geriye ne kalıyoru anlamaya çalışıyor bize. Burada insanın önüne aniden bir duvar çıkıyor adeta; meslek, statü ve mekan birbirinden asla bağımsız değil. Yine de kabul etmek istemese de şu gerçekten kaçamıyor karakterimiz; Toplum içinde barınmayanı, kendi dairesinde olmayanı ve kurallarına uymayanı kolayca ve hızlıca çemberin dışına atar. Her ne kadar arabada kalmak yahut yaşamak evsizlik manasına gelmiyor olsa da tam bir aidiyet hissi vermez, insanı askıda bırakır, topluma dahil etmez. Karakterimiz bir evi olmadığını sistematik rutini varmış gibi gizlemeye çalışsa da zamanla daha ürkütücü bir gerçekle yüzleşiyor: İnsan başkalarının bakışıyla sabitlenmiş bir varlıktır. Yani toplumsal hafızadan silinmenin aynı zamanda; aranmamak, tanınmamak ve yokluğu fark edilmemek olduğunu çarpıcı şekilde bize vurguluyor metin.
Edebiyat
Evsiz Bir Adamın GüncesiMarc Auge · Yapı Kredi Yayınları · 2018372 okunma
·
39 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.